Yarın mahkemede kendi savunmalarını kendileri yapmak istiyorlar

 YARIN 14 Eylül. Nuriye ile Semih’in ilk duruşması var. Onların hikâyesini tüm Türkiye biliyor. KHK ile görevlerinden ihraç edilen öğretmenler onlar. Açlık grevine girdiler. Bugün 188. gün. Son durumlarını öğrenmek için refakatçileriyle konuştum…

SEMİH’İN ANNESİ SULTAN ÖZAKÇA: Hapishanede olmayı hastaneye tercih ediyorlar!

– Sincan Kapalı Cezaevi’nin Kampüs Hastanesi’nde oğlunuzun refakatçisisiniz… Son durum nedir?
Çok sıkıntılı dönemler yaşıyoruz. Yoğun mide ağrıları oluyor Semih’in; kas ağrısı, kol-bacak, sırt, boyun ve böbrek ağrısı çekiyor. Kulaklarında ve burnunda tıkanıklıklar var. Nabzı düşük. Artık zor yürüyor…

– Kaçıncı gün?
187. gün. 86 kiloydu açlık grevine başladığında 55 kiloya düştü şu anda…

– Siz kaç gündür yanındasınız?
4 haftaya girdik. İkimiz kalıyoruz odada. Sabah 8’de sayım oluyor, bir de akşam 8’de. Sabahları Semih uyuyor oluyor. “Günaydın” diye bağırarak içeri giriyorlar. “Uyuyor” diyorum. “E bir ses verseydi iyi olurdu. Durumunu anlamaya çalışıyoruz” diyorlar. Bazıları sadece bakıp gidiyor, ama bazıları böyle sıkıntı yaratıyor. Semih hapishanede olmayı, hastanede olmaya tercih ediyor. “Çünkü biz hasta değil, açlık grevi yapan direnişçileriz!” diyor. Zaten zorla getirdiler buraya. İsteklerinin dışında getirdiler…

– Kaldığınız oda nasıl?
İşte o fena. 20 metrekarelik minicik bir yer. Güneş almıyor. Bu açıdan da cezaevini tercih ediyorlar. Güneşe ihtiyaçları var, kemikleri hiç güneş görmüyor. Gün aşırı Numune’nin doktorları geliyor. “Tedaviyi kabul ediyor musunuz?” diyorlar. “Hayır” diyor Semih, onlar da gidiyorlar. Çünkü bize demişlerdi, “Eğer başı döner, ayağı falan kırılırsa müdahale etmek zorundayız!” diye. Semih ise, “Bizim hiçbir suçumuz yok, sadece işimiz için direniyoruz. Bize işimizi versinler, açlık grevini bırakalım!” diyor.

– Neyle besleniyor?
Baştan beri hep aynı. Limonlu su, tuzlu su. Kuşburnu sallama çay. Şeker takviyesi. Ve B1 alıyor. O kadar.

– Nuriye nerede kalıyor?
Semih 5’te, Nuri’ye 3’te kalıyor. Bir boşluk var aralarında.

– Görebiliyor musunuz?
Hayır. Yasak!

– Dışarı çıkabiliyor musunuz?
Sadece belli saatlerde.

– Yarın mahkeme var.
İkisi de kendi savunmalarını kendileri yapmak istiyor. Ama durumun ne olacağı belli değil. Duruşmaya çıkarıp çıkarmayacakları da belli değil. Hâkim istemiş ama sonuçta doktorlar neye karar verecek, belli değil. Tek istedikleri gidip ifadelerini verebilmek…

NURİYE’NİN KARDEŞİ BEYZA GÜLMEN: Bir deri, bir kemik kaldı Nuriye

– Siz de Nuriye’nin hem kardeşi hem de refakatçisisiniz…
Evet. 17 gün tek başlarına kaldılar burada. Biz 17 gün sonra, kendi çabamızla, ısrar ederek, olayın üstüne giderek refakatçi olabildik. Ben de Semih’in annesi Sultan Abla gibi bir aydır burada kalıyorum.

– Nuriye’nin durumu nasıl?
İyi değil. Kas ağrılarından uyuyamıyor, böbrek ağrısı yaşıyor. Bacakları, boyun ve omuzları ağrıyor. Kalbinde ritim sorunları var. Artık yürüyemiyor. Işığa hassasiyet, kulak çınlaması şikâyetleri arasında. En son hastaneye geldiğinde tartıldı, 44 kiloydu. O zamandan beri bilmiyoruz, ölçüm yapılmadı. 60 kiloydu başladığında, şu anda 40’a filan düşmüş olması lazım. Çok, çok zayıf. Uzun zamandır görmediğim için refakatçi olarak geldiğimde çok şaşırmıştım. Sadece kemik. Ne yağ ne kas hiçbir şey yok. Organlarından yiyor yani. Ama yarın mahkemeye gidip kendini savunmak istiyor, ifade vermek istiyor. Neden açlık grevinde olduklarını, nasıl bu işe başladıklarını anlatmak istiyor. Bunun dışında başka bir şey kabul etmeyecekler…

– Hastaneyle ilgili sıkıntıları ne?
Oda inanılmaz küçük. Havalandırma yok. Güneş almıyor. Hapishanede en azından tekerlekli sandalyeyle hava alıyorlardı, güneş görüyorlardı. Artık öyle bir imkânları da yok. O yüzden geri dönmek istiyorlar. Bir insanın, hastaneden hapishaneye dönmek istemesi gibi bir durum yarattılar. Oda küçük olduğu için hareket kabiliyeti çok kısıtlı…

SEMİH ÖZAKÇA’NIN EŞİ ESRA ANLATIYOR: Umuyoruz ki Nuriye ve Semih’i yarın oradan alırız!

– 28 Temmuz’da Açlık Grevi’nin 141. Günü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını beklerken, “Hayati tehlikeleri var” gerekçesiyle bir gece hapishaneden hastaneye götürüldüler.

– Hastane odasına götürüldükten sonra hiçbir eşyaları verilmemiş. Sadece 5 litrelik su, o kadar. Bu şişeleri kaldırmaları çok zor. Ertesi gün avukatları görmeye gidince, bizim durumdan haberimiz oldu. Daha sonra eşyalarının bir kısmı verildi ama eksik.

– Bu arada AİHM başvurumuzun sonucunu aldık. Sonuç olumsuzdu. Böylece niçin apar topar hastaneye götürüldükleri de anlaşılmış oldu. “Evet, hayati tehlike var fakat hastanede kalabilirler. Refakatçileri eşlik etmeli. Kendi doktorları onları görmeli!” diye de eklemişler AİHM kararına.

HASTANE ODASINDA 17 GÜN YALNIZ KALDILAR

– Fakat bunların hiçbiri yapılmadı. Nuriye ve Semih, hastane odasında 17 gün yalnız kaldılar. Tüm işlerini kendileri yaptılar. Pantolonlarını bile kendileri yıkadılar.

– Bu süreçte refakatçi olabilmek için her yere başvurduk. Güvenlik soruşturması, Adalet Bakanlığı izni gibi bin bir bahane çıkardılar. Oysaki, durum çok basitti. “Madem ki, iki insan hayatını idame ettiremiyor, bir yakını onlarla olur.” 17 gün uyku filan uyumadık, nefeslerimizi tutup bekledik. Bütün çabalarımızın ardından 17 gün sonunda Semih’in annesi ve Nuriye Hoca’nın kardeşi yanlarına refakatçi olarak girebildi.

– Yarın Nuriye Hoca’yla Semih’in ilk duruşmaları var. İddianameleri 25 sayfadan oluşuyor. İlk 11 sayfası bir örgütün tarihçesi. Tarihçe içinde ne Nuriye Hoca ve Semih’le ilgili, ne de aylarca sürdürdükleri ‘İşimi geri istiyorum’ eylemi ile ilişkilendirecek herhangi bir şey var! Diğer sayfalarda, “Sizin için şu dergi yazmış, sizin için tweet atmışlar, şu tweet’inizde eyleme çağırmışsınız!” gibi ‘büyük terör suçları!’ yer alıyor. Bu gibi mesnetsiz iddialarla iki kişi hücrelere kapatıldı, oradan hastane odasına kapatıldılar. Hepimiz umuyoruz ki, 14 Eylül’de hukuk işletilir, Nuriye ve Semih‘i oradan alırız!

Yorum Bırak

15 − one =