Tijen’in hayatı yok


20 yıl olmuş Tijen’le dostluğumuz.
20 yıllık yol arkadaşlığı.20 yıl önce yaptım bu anne-oğulun ilk haberini, yıllar içinde de hiç kopmadık…

Tijen… Tijen Güden…

Oğulcan’ın annesi.

Bu meslekte pek çok acıya tanık oldum, Tijen’inki kadar zorlu bir hayat az gördüm.

Tijenin hayatı yok

ALIN BU ÇOCUĞU GÖTÜRÜN

Doğumda oksijensiz kalıyor Oğulcan. Sonra yıllar içinde, 7-8 kere beyin ameliyatı oluyor. Hiç sonuç vermediği gibi hep daha kötüye gidiyor…

Sonuç yüzde 100 zekâ geriliği.

Ama asıl sorun, saldırgan olması.

6 yaşındaydı ben ilk haberi yaptığımda.

O zaman minikti tabii, kontrol etmesi kolaydı.

Büyüdükçe işler zorlaştı.

Şimdi, ne siz sorun ne ben söyleyeyim, kafasını duvarlara vuruyor, yere vuruyor…

O kafa bazen patlıyor…

Kapı tokmağı, sifon, çaydanlık, sürahi gibi bazı şeyleri düşman belliyor, kafa atıyor…

Etrafa kan sıçrıyor…

Zapt edebilmek mümkün değil.

Annesi ambulans çağırıyor, gelenlere saldırıyor.

Hastaneye götürülüyor, orada da ayrı sorunlar yaşanıyor.

Sonunda, “Alın bu çocuğu götürün!” deniyor.

Kimse onunla başa çıkamıyor.

CENNETLİK ANNE
Benim için cennete gidecek biri varsa Tijen’dir. Delirmedi, çıldırmadı, hep oğluna sahip çıktı, onu bir yerlere tıkmadı, “Bu da benim gerçeğim!” dedi, kabul etti ve hayatından vazgeçti…

Tijen tabii o çocuğu tek başına yapmadı.

Bir zamanlar bir de baba vardı.

Çooooktan gitti.

Her zaman olduğu gibi, anne kaldı evladın yanında.

Ama o kadın da yıllar içinde bitti.

Bu ülkenin gerçeği bu, Oğulcan’a hiçbir kurum yardım edemedi. Nereye gittiyse, “Anası eve götürsün, bir daha da getirmesin istediler!”

Ben tanığım.

Gerçekten zor bir vaka. İmkansız vaka.

Ev hapsindeler, dışarıya çıkamazlar, balkon kapısını açamazlar, atlar çünkü. Yıllar evvel Tijen kendi babasının cenazesine giderken bile, “Kime bırakacağım Oğulcan’ı?” diyordu. Ara ara akıl sağlığını korumak için bana yazılar yollar, minik, minicik notlar.

Bugün o notları sizinle paylaşmak istiyorum…

BİR GÜN KALBİM YETMEZSE
Ayşecim, Ben yine diplerdeyim. Oğulcan kötüleşiyor. Cüzdanımda senin adın, telefonun, adresin var. Bir gün bir yerde kalbim yetmezse, seni arayacaklar, ona göre…

EN ÇOK YALNIZLIĞIM DOKUNUYOR
Ayşecim, Bazen 2 saati aşıyor bu öfke nöbetleri, “Tam sakinleşti!” derken, yeniden şiddet başlıyor. Yatak çarşaflarını ısırarak koparıyor, koltukları, masaları yerlere fırlatıyor…

Bir elini veya ayağını, koltuk ayağının altına sokup, diğer eliyle, koltuğu defalarca elinin üstüne veya ayağına vurduruyor. Tavanlarda bir şeyler görüyor, kızıyor, deliriyor. Sen, hiç kafa atarak, kalorifer termostatı kıran birini gördün mü? En çok da yalnızlığım dokunuyor bana. Biriyle paylaşmam lazım bu olup bitenleri, sen geliyorsun aklıma. Sana notlar yazıyorum. Kızmıyorsun di mi?

KAPISIZ ODADA KALDIM
Ayşecim, Acının tarifi yok. Oğulcan’dan elimizde kalan, her gün artan şiddet. Kendine zarar veren feci bir yaratığa dönüşüyor. Akıl almaz bir şiddet. Parmak aralarını ısırıp koparıyor. Kafasını yerlere, duvarlara vuruyor.

Kaynayan çaydanlığı yine yere attı. Kaynayan sular üstüme gelince, bu sefer sarılıp ağlıyor, sonra tekrar canavar oluyor. Sarılıyor, saldırıyor, okşuyor, vuruyor, bunların hepsi aynı anda oluyor.

Çok yorgunum çok. İlaç veriyorum olmuyor, vermiyorum olmuyor. Yediriyorum, yedirmiyorum, gezdiriyorum, evde tutuyorum, seviyorum, kızıyorum…

Hiçbir şey,işe yaramıyor…

Çok çaresizim. İşin en fenası, hiçbir çıkar yol yok.

Kapısız odada kaldım.

BU YAŞADIKLARIM NEYİN SINAVI
Ayşecim, Başımıza gelen her şey bir “sınav”mış ya, hani öyle diyorlar ya, benim Oğulcan’la yaşadıklarım neyin sınavı sen söyle Ayşe.

Hani “Neden?” dememek gerekiyormuş. Peki demeyeyim de ben bu yaşadıklarımı hak etmek için ne yapmış olabilirim? Sülalemden biri, birilerine feci bir kötülük mü yaptı? Nedir? Söyle bana.

“Bir de Allah, kimseye taşımayacağı yükü vermezmiş” diyorlar, bazen böyle avunuyorum, “Oğlum beni seçti, bana geldi, benim ona bakabileceğimi Allah da biliyordu, o yüzden ben bunlar yaşıyorum” diyorum ama yine de dayanacak gücüm kalmadı…

BİR BEDENDE İKİ KİŞİYİ YAŞATMAK
Ayşeciğim, Gözleri bu şekilde kanıyor, şiddet acıyı, acı şiddeti tetikliyor. (Bir fotoğraf yollamış, Oğulcan’ın gözüne kan oturmuş. Ardından kafasını yere güm güm güm diye vuran bir video yollamış, şaka gibi, korkunç!) Günde 20 saat ayaktayız. Normal insanlar gibi değil döngümüz, biliyorsun 26 senedir böyle. Sürekli kendine zarar veriyor, hem de ne biçim. Boğazını tek parmağıyla yırtıyor. Ellerini ısırıyor, sert yerlere vuruyor, kemikleri ciddi zarar görüyor. Ve ona engel olmaya çalıştığım zaman şiddeti bana yöneltiyor. Ben mi nasılım? “Ben” diye bir şey yok galiba. 2 Mayıs’ta Oğulcan 26’yı bitiriyor. Seninle tam 20 senedir yol arkadaşlığı yapıyoruz demek oluyor bu. Hiçbir yere varmayan çıkmaz yol.

Oğulcanlar için kurumlar yok. Olan kurumlarda da çocukların başına neler geliyor biliyoruz. Nereye kadar? Nasıl? Bilmiyorum. Doktor yok, hastane yok, kurum yok, çare yok… İsyan edince, ben mi suçlu oluyorum?

57 yaşındayım Ayşecim, bir bedende iki kişiyi yaşatmak kolay olmuyor…

İYİLİK KOLYELERİ
Tijencim, feci ötesi anlattıkların.

Ve ben 20 yıldır tanığım, düzelmiyor, düzelemiyor, bu ülkede sana kimse yardımcı olamıyor.

Bu utanç hepimizin. Bu ülkenin gerçeği bu. Kim bilir daha kaç Oğulcan var, senin gibi perişan kaç anne var?

Kendimizi kandırmayalım, 100 yüz engelli ve saldırgan bir çocukla yaşayan anneleri yok sayıyoruz biz. Gözümüzü kapatıyoruz, hatırlamak dahi istemiyoruz.

Sana mini bir yardımda bulunabilmek için aklıma bir şey geldi. Tahta kolye yapıyorum ben. Onları senin için satışa çıkaracağım, geliri tamamen sana. İyilik kolyeleri. 20-30 tane yaptım. Güzel oldular. Elle yaptığım için bana de terapi. Alana şifa olacak. Senin da en azından birkaç gediğini kapatacak. Bir de bileceksin ki -belki de bu en önemlisi- birileri de bir yerlerde seni düşünüyor. Mayısta satılacak kolyeler sana, sonra otizimli çocuğu için kendini paralayan Mari var sırada, bir sonraki ay olanlar da ona…

Hiç yoktan iyidir, ne dersin? Ben hep senin yanındayım Tijen. En azından bunu bil. Seni seviyorum.

Yorum Bırak

sixteen − 7 =