Sosyal medyada yalan haber tarihe karışacak


İlter Özekici, New York’ta yaşayan genç bir sosyal medya analisti.
Biliyorsunuz, yeni bağımlılığımız sosyal medya. Elimizdeki akıllı telefonlar, bedenimizin uzantısı gibi. Kafamızı kaldıramıyoruz. Özekici’yle büyük resme baktık, sosyal medya platformlarının işleyişini ve 2022’den sonra öngörülen geleceğini konuştuk…

Sosyal medyada önümüzdeki günlerde yeni bir şey başlayacak;‘Fact-check… Nedir bu?
Sahte haberciliği önlemek için Facebook’un üçüncü parti bir platformla çalıştığı yeni bir özellik. Sosyal medyada dolaşan sahte haber, sahte fotoğraf ve video gibi içerikleri önlemek için geliştirilmiş bir uygulama. Amaç insanların manipüle edilmesini önlemek. Yani sosyal medyada okuduğumuz haberin yalan haber olup olmadığına anlayabileceğiz. Artık daha detaylı bir şekilde kontrol edilecek.

Yani yalan siyasi haberler de mi yapılamayacak mı?
Haber yapılabilir ama doğruluğuna göre, akıştan azalacak, azalarak da yok olacak! Aynı zamanda haberi yapanların da yapmaya devam ettiği sürece, içerikleri gün geçtikçe daha az insana ulaşacak. Ne zaman tekrar doğru olan haberler yapılmaya başlarsa o zaman, kredibiliteleri yükselecek ve eski ulaşım seviyelerine tekrar geri dönebilecekler. Mark Zuckerberg, son zamanlarda veri skandalları ve seçimlerin etkilenmesiyle gündemde. Bu yüzden de platformu herkes için daha objektif bir hale sokmak için adımlar atıyor.

2020’DE EŞLERİMİZDEN DAHA ÇOK YAPAY ZEKÂ İLE SOHBET EDECEĞİZ

2022’den sonrası için öngörülen ne?
2022-2040 arasında teknoloji, insan kapasitesinin önüne geçecek! Öngörülen bu. Teknolojik kabiliyetler arttıkça, teknolojinin gelişim hızı da katlanarak artıyor. Otomasyon ve makine öğrenmesi daha da hızlandıracak. Şu an günümüzde var olan yapay zekâ (AI-Artificial Intelligence), sanal gerçeklik (VR-Virtual Reality) ve arttırılmış gerçeklik (AR-Augmented Reality) pazarda tamamen gelişmiş bir şekilde var olacak.

Şu an aslında yapay zekâ cebimizde ve evimizde, 2022’den sonra ne olacak?
Şu an Siri, Google Assistant, Alexa bilinen yapay zekâlar arasında. Her geçen gün, insana daha yakın bir seviyeye doğru gelişiyorlar. Mesela Google, en son yapay zekâsının telefon görüşmesi yaptığını tanıttı. Senin asistanın gibi telefon görüşmesi yapıyor ve bunu yaparken karşısındaki insana, yapay zekâ olduğunu hissettirmeden yapabiliyor. Robotik olmayan bir dil kullanıyor. Bunun gibi örneklerle, gelecekte herkesin bir yapay zekâ asistanı olabilir. Ben mesela şu an “akıllı ev” yapmaya çalışıyorum. Alexa’yla, akıllı cihazları birleştirdim ve bu sayede çoğu şeyi evimde Alexa veya Siri’yle kontrol ediyorum. Her geçen gün bunun için üretilen cihazlar da artıyor. Kısaca her şey daha çok birbirine bağlanıyor.

2022’den sonra, yapay zekâyla, karımızdan/kocamızdan daha mı fazla konuşacağız?
Bu da öngörülerden biri! Yapay zekâ, günlük hayat işleyişimizde o kadar etki edecek ki, insanlar, eşlerinden daha fazla yapay zekâyla iletişime geçecek!

Peki gün gelecek yapay zekâ, insanı kontrol edecek ve dünyayı ele mi geçirecek?
Böyle bir teori de var. Singularity. Yani “teknolojik tekillik.” Yapay zekânın, insan zekâsının önüne geçip insanlığı değiştireceğiyle ilgili. Ama bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini söylemek şu an için imkânsız.

İSTANBUL’DAKİ EVİNDEN NOU CAMP’TA BARCELONA MAÇINI MİLYONLARLA BİRLİKTE İZLE

Facebook’un şu an test aşamasında olan yeni uygulaması nedir?
Facebook’un 10 yıllık planında da sanal gerçeklik, arttırılmış gerçeklik ve yapay zekâ var. “Oculus”la, yani sanal gerçeklik cihazıyla, sanal dünyada buluşup birçok etkinlik yapabileceğiz. Örneğin İstanbul’da evde oturup, cihazı takıp, New York’ta konsere gidebilirsiniz veya yine İstanbul’dan, Barcelona maçını Nou Camp’ta izleyebilirsiniz. Milyonlarla birlikte. Tamamen o atmosferin içinde. Bazı sanal etkinlikler başladı bile…

SOSYALLEŞMEYE ÇALIŞIRKEN YALNIZLAŞIYORUZ

“İnternet bizi, bir şeyleri keşfetmeye iterken, en azından buna imkân verirken, algoritmalar bizi belli kalıplarla sınırlıyor” diyorsun… Bunu anlayabileceğim gibi basit örneklerle anlatır mısın?
Bu, benim kendi görüşüm. Elinde internet gibi bir güç var. Aradığın çoğu şeyi bulabileceğin sonsuz bir keşif okyanusu. Aynı zamanda kullandığın platformlar da var: Instagram, Facebook, YouTube, Netflix, Spotify vs. Bunlarsa kişinin, yani senin verilerine göre sana içerik sağlıyor. Örneğin sen Beşiktaşlı, spor ayakkabı meraklısı, rock müzik dinleyen ve komedi film izleyen bir insansan; bu servisler sana bu veya buna benzer konularda daha fazla keşfetmen için içerik sağlıyorlar. Böylece sen, ilgilendiğin konuları daha iyi bilen biri oluyorsun. Amaaaaaa gün geçtikçe de diğer konulardan uzaklaşıyorsun!

Nasıl yani?
Çünkü sen hep aynı konulardaki içerikle etkileşime geçtiğin için, sana hep daha fazlası sunuluyor ama hep aynı konularda. Ve bu, böyle devam ediyor. O zaman da sen, diğer konularda neler olup bittiğini, kendin girip bakmadığın sürece görmüyorsun! Kısaca sen A insanıysan, A içeriği sana sunuluyor ve gittikçe daha fazla A insanı oluyorsun! B insanından kendine ancak limitli bir şey katabiliyorsun…

Yani biz aslında sosyal medyada, kendimizi “sosyal” zannederken değil miyiz aslında? Gittikçe yalnızlaşıyor muyuz?
Bunun cevabını sosyologlar daha iyi verebilir. Ama evet, bence, gün geçtikçe online olarak birbirimize ne kadar bağlansak da offline giderek uzaklaşıyoruz!

Yorum Bırak

eighteen + three =