Şizoit bir bayramdı


TUHAF bir bayramdı bu.
Şizoit.
Parçalanmış duygular içindeydik.
Bir yandan mutluydum. Benim güzel annem 75 yaşına girdi, torunlarıyla girdi, doktorlara göre üç aylık ömrü kalan, çoktan ölmüş olması gereken ama çok şükür ki 6 yıldır hayatta olan kız kardeşiyle girdi.
Hep birlikteydik…
*
Çeşme yaptık, ev gibi bir otelde kaldık, çok az odalı, denizin dibinde. Sonra Bodrum’a döndük, her yazki ritüeller tekrarlandı, büyükler ziyaret edildi, eve arkadaşlar geldi, misafirler ağırlandı, kucaklaşıldı… Bunlar güzel kısımları…
Ve uzun kahvaltı sofraları…
Ama diyorum ya, bu bayram şizoitti…
*
Bütün bunlar olurken, bizler kendi küçük mutluluklarımızı yaşarken, fonda korkunç şeyler oluyor bu ülkede…
İçimizde hatırı sayılır büyüklükte bir acı oturmuş durumda.
İki genç insan, Nuriye ve Semih ölüyor mesela.
Göz göre göre…
Hepimizin gözü önünde…
*
İşini geri isteyen, açlık grevine girmiş, pırıl pırıl iki insan… Ortalıkta ölmesinler diye cezaevine attılar…
Ve akıl alacak gibi değil, artık kalp yetmezliği yaşıyorlar ama hâlâ hiçbir şey yapılmıyor.
Bu nasıl bir şeydir!… Yazıktır, günahtır!
İki genç insan en verimli çağlarında…
Eriyorlar, günden güne ölüme yaklaşıyorlar…
Ama tısss yok.
İnsan hayatının bir değeri yok.
*
KHK’larla haklı-haksız ayırmadan bir sürü insan sorgusuz sualsiz içeri atılmış durumda…

Böyle bir bayramdı bu.
150 gazeteci de cezaevinde, onlara da ne olacak bilinmiyor. İnsan artık bu ülkede önünü göremiyor. Tedirgin halde yaşıyor, kafasını kuma gömerek. Çünkü adalet yok ülkede. Bunu da hepimiz biliyoruz ve işin tuhafı benimsiyoruz, “Yapacak bir şey yok!” diyoruz, içselleştiriyoruz.
Birileri içeri atılıyor, ortalıkta bir iddianame bile yok, demek ki ortalıkta henüz bir suç da yok, olsa iddianamenin hazır olması lazım. Aylarca o insanlar içeride tutuluyor, zulüm olsun diye. Bir yıl sonra iddianame çıkıyor, nerede görülmüş böyle bir adalet!
*
Kimsenin zaten hiçbir şeye güveni kalmamış durumda. Ülke, kutuplaşmanın zirvesini yaşıyor, hepimiz her şeyi biliyoruz, kabul ediyoruz ve bu şekilde şizoit bir biçimde yaşamaya devam ediyoruz.
Ve böyle bir atmosferde bayram geldi.

Bir taraftan bayram vazifelerimizi yaptık, ailelerimizle kucaklaştık, el öptük, bayramlaştık, birbirimize iyi dileklerde bulunduk ama bir taraftan da adaletsizliği tüm kalbimizle hissettik…
Acı çektik.
Buruk bir mutluluk yaşadık.
*
İnsanlar adalet için yürüyor bu ülkede. Harika bir şey yapıyorlar. Bir tek talepleri var, siyaset miyaset yapmadan adalet istiyorlar, herkesin istediği gibi.
Ama bu bayrama, bu yaza hâkim olan duygu bence çaresizlik.
Tüm bunlar aklıma gelince de mutsuz oluyorum.
Ama sonra kızım sesleniyor, bir şey diyor, annem güzel yemekler yapıyor ve hayat her şeye rağmen devam ediyor.
Ama buruk.
Kendi küçük dünyalarımızda, buruk bir mutluluk yaşamaya çalışıyoruz.
Buruk, şizoit bir bayramdı bu.

Yorum Bırak

eighteen − six =