Türkiye canlıdan nakilde dünyanın en ileri noktasında

Genellikle kötü haberler okuyoruz ya…
Bugün sizinle -en azından bir kısmınızın bilmediği- iyi haberler paylaşacağım.

Yarım Kalan Hayatlar projesi için pek çok hekimle röportaj yapıyorum.

Onlardan biri de özel bir hastanenin Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Koray Acarlı.

Beni hem şaşırtan hem de çok mutlu eden şeyler anlattı.

Bakın hocadan neler öğrendim…

korayacarlı-1
CANLI VERİCİDEN KARACİĞER NAKLİNDE EN ÖNLERDEYİZ

Türkiye şu anda canlıdan nakilde dünyanın en ileri noktasına gelmiş durumda. Özellikle, canlı vericiden karaciğer naklinde dünyada Kore’yle birincilik ve ikinciliği paylaşıyormuşuz…
1000’E YAKIN KARACİĞER NAKLİ

Hoca, ekibiyle 260’ı çocuk olmak üzere 1000’e yakın başarılı karaciğer nakli yapmış. Dünyada, yılda 100’ün üzerinde karaciğer nakli yapan merkez sayısı pek azmış. 100’ün üzerinde canlı vericili karaciğer nakli yapan merkez sayısı ise iki elin parmaklarını geçmiyormuş.
CERRAHLAR EĞİTİM İÇİN TÜRKİYE’YE GELİYOR

Durun, bitmedi! Canlıdan nakillerde o kadar başarılıymışız ki, Avrupa’dan ve Amerika’dan organ nakli cerrahları eğitim için Türkiye’ye geliyormuş. Prof. Dr. Acarlı da bu doktorları eğiten cerrahlardan biri…
ÇOK BAŞARILIYIZ AMA YETERLİ ORGAN BAĞIŞI YOK

Ama hoca, canlıdan nakillerde ne kadar başarılı olursak olalım, yeterli organ bağışı olmadan bir başarıdan söz edilemeyeceğini söylüyor. Bu nedenle “Organ bağışı için gerekli eğitimler ve insanların bu fikre sıcak bakmasını sağlayacak bilgilendirmeler yapılmalı” diyor.
ORGAN NAKLİ, SAKSIDAKİ DEĞERLİ HEDİYE BİTKİYİ YAŞATMAK GİBİ

Bir tanıdığınız çok uzak bir yerden, saksıda çok değerli bir bitki getirdi ve size hediye etti diyelim. Bu, işte bizim yaptığımız organ nakli! Onu evinizin neresine koyacağınızı bilemeyebilirsiniz. Camın önüne koyarsınız, güneş fazla gelebilir. Gölgelik bir yerde, güneş ışığından mahrum olur, nemi fazla gelebilir. Yani bir insana organ nakletmiş olmakla, saksıdaki çiçeği yaşatmak aslında aynı şey! O çiçek, koyduğunuz yerde yeşerip eskisinden daha güzel olacak diye bir şey yok! Yerini, suyunu ve sizi beğenmezse, solar gider. Organ da böyledir. Siz, en iyi ameliyatı en iyi teknikle yapsanız da başarının büyük bir kısmı bu mekanizmadadır. Eğer bu bahsettiğimiz, “Ben yarayı tanzim ederim, Tanrı iyileştirir” sistemi olmazsa, sizin yaptığınız ameliyatın teknik bir işten öteye geçmesi mümkün değildir…
BEN YARAYI TANZİM EDERİM TANRI İYİLEŞTİRİR

BİR ara, Koray Acarlı hocaya “Bazen bazı şeyler kontrolünüzden çıkıyor mu?” diye soruyorum.

Gülümsüyor ve diyor ki:

“Eski yabancı tıp büyüklerinden biri, ‘Ben yarayı tanzim ederim, Tanrı iyileştirir!’ der. Yani biz ne yaparsak yapalım, iyileşme süreci bizim aslında çok müdahil olmadığımız bir durum. Biz yarayı dikeriz ama kaynatan değiliz! Ben o dikişimle yaranın bir araya gelmesini sağlarım ama onu kaynatan bir mekanizma var. Organizmanın kendisi, arılar gibi çalışıyor, hücreler birbirine yapışıyor, bağlar kuruluyor vesaire… Sonra bakıyorsunuz, bazen iz bile kalmayacak şekilde yara tamamen kapanıyor. Ben yarayı tanzim ediyorum, onu iyileşecek hale getiriyorum, bir güçse onu iyileştiriyor! O gücün ne olduğu, herkesin inanç sistemine göre değişir. O nedenle bazı şeylerin bizim kontrolümüzden çıkması aslında çok doğaldır…
HASTALARI MİNNET DUYSUN İSTEMİYOR

Hayatta en istemediği şeylerden biri, hastalarının kendisine minnet duyması ve ona karşı borçlu hissetmeleri. Ona göre onun hekim olarak görevi insanların şifa bulmasına yardım olmak. O yüzden kimseye, “Senin yaşamını kurtardım” hissini vermek istemiyor.
KIZLARINA HARİKA TOPUZLAR YAPMIŞ BİR BABA O

İyi bir cerrah olmasının yanında iyi bir baba. İki kızı var. Bale kursuna gittikleri dönemde 2 ve 5 yaşında olan kızlarının her şeyiyle bizzat ilgilenmiş. Kızlarının saçlarını topuz yapmayı bile öğrenmiş. El becerisi ile öyle güzel topuzlar yapmış ki kızlarının arkadaşlarının dikkatini çekmiş. Başka çocuklar da topuz yapsın diye sıraya girmiş..
HAMİŞ
Bu röportajın tamamını hurriyet/kelebek/yarımkalanhayatlar’da okuyabilirsiniz…

Yorum Bırak

13 − three =