MURAT ÖNCEL

Para içinmiş her şey!

Bir tarafın suçlamaları, “Cinsel açıdan yetersiz, ne parası, kredi kartı bile yok, hastalıklı, profesörlüğü çakma, ne Askeri Şûra’yı ne şikeyi biliyor, cahil” idi, diğer tarafın verdiği cevapsa “Maddi çıkar peşinde. Ona aldığım gerdanlıkla araba satın alabilirdi…”

MURAT-ONCEL-2

Bu ‘seviyeli’ tartışma, mesleğinde gerçekten iyi bir konumda olan, yurtdışında tanınan, bol ödüllü, saygın ve dededen varlıklı bir profesörle; Alman Liseli, Viyana Operası’nda sahne almış, ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ gibi pek çok iyi filmde ve dizilerde oynamış, tanınan, popüler ve güzel bir kadın oyunca arasında geçiyordu. Hah anladınız! Şahnaz Çakıralp ve Murat Öncel.

*

Bugüne kadar Murat Öncel konuşmadı. Röportaj vermedi. Çok kolay konuşabilen, duygularını rahatça ifade edebilen biri değil. Gazetecilerle konuşmaya çok alışık da değil. Steril, korunaklı, farklı bir dünyası var. Biraz da içine kapalı. Murat Öncel’le Şahnaz Çakıralp beş ay sevgili, iki ay evli kaldılar. O iki ayın, sadece birini aynı evde yaşadılar. Sonra kıyamet koptu. Öncel, boşanma davası açınca, Çakıralp de 1 milyon maddi, 2 milyon manevi, ömür boyu aylık 50 bin TL’lik karşı dava açtı. Boşanma davası geçen hafta sonuçlandı. Şahnaz Çakıralp, kusurlu bulunarak Öncel’e 50 bin TL tazminat ödemek durumunda kaldı. Ama tabii bu, davaların bittiği anlamına gelmiyor. Bu davanın Yargıtay’ı, diğer ceza davalarının da devamı söz konusu… Ben yargıç değilim, taraflardan biriyle konuştum. Sayfam, karşı tarafa da açıktır. Şahnaz Çakıralp’in bakış açısını da yansıtmak isterim. Aynı ölçüde, aynı yerde… Onun anlatacaklarını da merak ediyorum…

MURAT-ONCEL-3

Şahnaz Çakıralp’le nerede, nasıl tanıştınız?

– Aynı sitede oturuyorduk. Şimdi benim oturduğum sitede. 2011 yılıydı. Yılbaşından birkaç gün önce burada, bir partide tanıştık. Ben o zamana kadar Şahnaz Çakıralp ismini bile duymamıştım. Çok televizyon izleyen biri de değilim…

Nedir? İlk görüşte aşk mı?

– Tabii ki hayır. Ama itiraf etmeliyim ki etkilendim.

Nesinden etkilendiniz?

– Göz doktoru olduğum için, ilk önce insanların gözlerine bakarım. Gözleri çok güzeldi. Sıradışıydı. Bir de kültürlü görünüyordu, Alman Liseli filan, hoşsohbetti, sıcaktı, hayat doluydu…

Yemeğe mi davet ettiniz?

– Evet. Birkaç gün sonra Çırağan’da yılbaşına birlikte girdik. Sonra onu evine bıraktım…

Ne kadar zaman sonra sevgili oldunuz?

– Herhalde 10-15 gün sonra…

Hayatınızdan memnundunuz yani…

– Evet memnundum. 13 yıllık bir evlilikten çıkmıştım, altı ay olmuştu boşanalı. Yalnızdım. Kafama uygun biriyle tanıştığımı düşündüm…

Peki o, sizin neyinizden etkilendi?

– Şahnaz mı? Dünyanın en yakışıklı adamı olduğum söylenemez. Ama kibar bir insanım, insancılım, iyi kalpli olduğumu düşünüyorum. Onun ne düşündüğünü bilemem tabii ama çevremizdekilere, “Zarif adam, profesör, görgülü, iyi bir aileden geliyor, iyi bir aile babası olabilir!” gibi şeyler söylemiş. Ben onların yalancısıyım.

Nasıl bir hayal kurdunuz kafanızda?

– Benim derdim yalnızlıktı. Bu sitede, yan yana iki daire almıştım, ev kocaman ve yalnız yaşıyordum. Zaten hayatım iş, çok gezen, gece hayatı olanlardan değilim. Biriyle hayatımı paylaşmak istedim…

İlk eşinizden, kızlarınızın annesinden niye ayrılmıştınız?

– Ben ayrılmadım, o istedi.

O niye ayrılmak istedi?

– Tam olarak bilmiyorum desem…

İnsan, 13 yıllık eşinin, kendisinden neden ayrılmak istediğini bilmez mi?

– Her zaman, makul bir açıklaması olması gerekmiyor. Bazen aşklar bitiveriyor. O ayrılmak istemese, ben devam ederdim.13 yıl sonra, hayatına bensiz devam etmek istedi. Ben de onun kararına saygı duydum, biri artık sizinle birlikte olmak istemiyorsa, kabullenmekten başka yapacak bir şeyiniz olmuyor.

MURAT-ONCEL-1ASLA ALDATMAM

Siz, birlikte olduğu kadını aldatan adamlardan mısınız?

– Asla! 13 yıl evli kaldık, eşim dışında herhangi bir kadınla kahve içmişliğim bile yok.

Peki 13 yıl birlikte yaşadıktan sonra, sizden ayrılmak isteyince sarsılmadınız mı?

– Ben, duygularını kendine bile itiraf edemeyen biriyim. Tek söyleyebileceğim, bekâr kalmak istemedim. Hatayı belki orada yaptım. Zannettim ki, kendime tekrar bir aile, bir düzen kurabilirim. Galiba fazla evcimenim. İki-üç haftada bir sevgili değiştiren biri değilim, Şahnaz da bunları biliyordu. Zaten halimden, tavrımdan hemen anlaşılıyor.

Yani “Onunla yeni bir hayat kurabiliriz!” diye yola çıktınız…

– Elbette. Âşık oldum ben. Belki aile oluruz, belki çocuğumuz olur. Günümüz ilişkileri ve insanları için safça gelebilir ama benim açımdan durum buydu…

Siz, 59 doğumlusunuz, o 75. Yaş farkı bir sorun olur diye düşünmediniz mi?

– Hayır. Çünkü daha önce hayatına girmiş olan insanlar da kendisinden büyük. Demek ki, olgun erkeklerden hoşlanıyor diye düşündüm. Anormal gelmedi. Sonra aile arasında, mütevazı bir nişan yaptık. Benim annem ve babam vefat etti, aile büyüğü olarak sadece dayım var, o geldi, onun da babası geldi.

KİMSEYİ DİNLEMEDİM

Annesi niye yoktu?

– Sanırım annesiyle konuşmuyor.

Ortalıkta herhangi bir tuhaf durum var mıydı?

– Yoktu. Bir kadınla tanıştım, âşık oldum, evlenme teklif ettim. Nişan yaptık. Her şey yolundaydı. Tanıştığımızda ‘Kirli Beyaz’ diye bir dizide bir-iki defa oynadı. Sonra o dizi yayından kaldırıldı. Bir daha da iş teklifi gelmedi. Mesleğine devam edebilirdi, ona da karışmadım, “Biraz kilolu olduğum için teklif gelmiyor” dedi.

Nişandan sonra nasıl bir hayat kurdunuz kendinize?

– Dediğim gibi, bu sitede kiralık evi vardı. Ben gündüz işteydim, akşamları yemeklere çıkıyorduk. Bir iki kere de tatillere gittik. Benimle yurtdışında bir göz konferansına da geldi.

Kadınlar konusunda tecrübeli bir erkek misiniz?

– Değilim. Kusursa, böyle bir kusurum var. Çünkü hayatım boyunca hep çok çalıştım. İşime odaklıydım. Kadınlara ayıracak vaktim olmadı.

Siz utangaç mısınız, saf mı?

– Utangaç değilim ama her şeyi daha çok içimde yaşarım. Saflık meselesine gelince, aptal değilim ama çok katakulli bilmem, öyle insanlar da çıkmadı karşıma, daha rasyonel insanların dünyasında yaşıyorum. Şahnaz’la normal bir hayatım olacağını düşünmekle biraz saflık ettim galiba. İyice tanımadan evlenmeye karar verdim. Kimseye kulak asmadım, hiçbir tereddütüm de olmadı. Zannettim ki yürür…

Siz uzun süre Amerika’da kaldınız.

– Orada doğdum. Çocukluğum orada geçtim. Babam da hekimdi, orada ihtisas yaptı. Annem İngilizce öğretmeniydi. Türkiye’ye geldiğimde çok az Türkçe biliyordum. Eğitimime burada devam ettim, Çapa Tıp Fakültesi’ni bitirdim.

MURAT-ONCEL-5AMACI FARKLIYMIŞ

Türk kültürüne ve Türk kadınlarına uzak mı düştünüz?

– Olabilir. Bir de kadınların kafası, erkeklerden farklı çalışıyor…

Siz Şahnaz’dan ne istediniz, o sizden ne istedi?

– Benim istediğim evlenmekti, o da aile kurmak istiyor sandım, çünkü 38 yaşındaydı. Ama yanılmışım. Evlendikten sonra karşımda çok farklı bir insan gördüm.

Nasıl yani?

– Bitmez tükenmez maddi istekleri oldu. Bunları, sonradan mahkemede de ibraz ettim. İstemezdim ama işler öyle bir noktaya geldi ki mecbur kaldım. Toplum içinde gurur ve onurumu rencide edici birçok cümle sarf etti. Hem bana hem de çocuklarıma. Onaylayamayacağım davranışlarda bulundu. Demek ki amacı farklıymış. Şimdi böyle düşünüyorum.

Neymiş amacı?

– Maddi çıkar sağlamak.

O yüzden mi işler çığırından çıktı?

– Evet.

Bu evliliğin ana teması, sizin için ‘cinsel cazibe’, onun için ‘maddi güvence’ miydi?

– Cinsel cazibe diyemem. Sadece bir ailem olsun istedim. Ama evet, hoş, gösterişli bir kadın. Bu da hoşuma gidiyordu, hangi erkeğin gitmez? Duruşunda ışıltı vardı.

OTELE GÖNDERİN

Evlenme kararınızda seksin hiç mi payı yoktu?

– Seks, normal bir ihtiyaç ama evlenme kararımı etkileyecek kadar önemli değildi. Fakat ona karşı bir çekim hissettiğimi inkâr edecek değilim.

Evlenmeden önceki o beş ayda hiç mi problem yoktu?

– Ufak tefek herkesin yaşadığı tartışmalar yaşanıyordu. Ama kayda değer bir şey olmadı…

İşler nerede değişmeye başladı?

– Balayında Amerika’ya gittiğimizde. Bir dükkâna girdik, 15-20 çift ayakkabı aldı. Ne alsa, otele gönderilmesini istiyordu. Tabii ben şoke oldum. Kendimi bir kredi kartından ibaret görmeye başladım. Seçiyor, alıyor, “Otele gönderin!” diyor. E hoşuma gitmedi.

Balayında neredeydiniz?

– Meksika’da Cancun. Sonra Los Angeles, sonra San Francisco ve New York. Ben, romantik bir balayı hayal etmiştim, iş bir alışveriş turuna döndü. Kredi kartının limitini yükseltmemi istedi. Bütün aileme hakaretler, küfürler etti. Bütün konular para etrafında dönmeye başladı.

Sizi, olduğunuzdan daha mı varlıklı zannediyormuş?

– Maalesef. Mahkemeye de böyle sundu. “Sen şu kadar kazanıyorsun!” dedi ama söylediği rakamları Türkiye’de hiçbir doktorun kazanmasına imkân yok.

MURAT-ONCEL-4HASİS BİRİ DEĞİLİM

Çok köklü ve varlıklı bir aileden gelmenize rağmen sizin için ‘pinti’ dedikoduları var. Alınıyor musunuz bu tür şeyler söylenince?

– Şahnaz’ın beni itham ettiği şeylerin yanında, pintilik solda sıfır kalır. Bakın, ben işini iyi yapan biriyim. Dünyanın her tarafından farklı zamanlarda ödüller aldım, bir kısmı çok önemli ödüllerdi. İnsanlar mesleklerinde yükselince, biliyorum ki, sevenleri de artar, nefret edenleri de. Ve öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, herkes, herkes için her türlü şeyi söyleyebiliyor. Çamur at izi kalsın. Ben, eli sıkı biri olduğumu düşünmüyorum, hayatımı paylaştığım insanlarla en güzel lokantalara gidip, en güzel otellerde kaldık. Birlikte olduğum insanlara hediyeler de aldım. Parasını savuran biri değilim ama hasis olduğumu da düşünmüyorum. Böyle olduğumu düşünenler için de yapabileceğim bir şey yok.

RÜŞTÜ EGEL’İN TORUNU

Murat Öncel’in dedesi Rüştü Egel, Atatürk gibi Selanikli. Dördüncü dönem Bursa mebusu. ‘Egel’ soyadını, ‘Egeli’ olduğu için ona veren de bizzat Atatürk. İpek dokuma fabrikası var, Bursa’nın en zenginlerinden, sonra Antalya Tekirova’ya yerleşmeye karar veriyor, büyük bir arazi ve çiftlik alıyor. Denize sıfır arazi, turizm açısından çok değerli. Varlık büyük anlayacağınız. Şu anda Öncel’in kız kardeşleri orada narenciye yapıyor…

TAZMİNAT ÖDEMEYE MAHKÛM OLDU

Mesleğinde tanınmış, başarılı bir profesörsünüz. Ama biz, sizi daha çok magazin sayfalarındaki dedikodu haberlerinden tanıyoruz…

– Her şey, insanlar içinmiş! Hayatta, “Olmaz” dediğin her şey, insanın başına gelebilirmiş. Benim de geldi…

Utanıyor musunuz?

– Utanmak değil de kendimi o haberlere yakıştırmıyorum. Ben bir bilim adamıyım, farklı haberlerle gündeme gelmek isterdim.

Asistanlarınız ya da doktor arkadaşlarınız, çıkan haberleri görünce ne yapıyorlar?

– Bir kısmı benim adıma üzülüyor, bir kısmı da gırgıra vuruyor, “Hadi yine iyisin! Bugün yine gazetelere çıkmışsın” diyor. Ama sonra işimize, ameliyatlarımıza dönüyoruz. Çevremdeki insanlar, bunların iftira ve yalan haber olduğunun biliyor. Gerçek dışılığı, zaten mahkeme tarafından da kanıtlandı. Karşı taraf, tazminat ödemeye mahkûm oldu.

İki yetişkin kızınız da var…

– En çok onlara karşı kendimi mahcup hissediyorum. Onların da psikolojileri bozuldu haliyle. 30 yıl boyunca çalışıyorsun, çabalıyorsun, bir yere geliyorsun, bir konum elde ediyorsun. Ben, bu yere tırnaklarımla kazıyarak geldim. Hiç mütevazı olamayacağım, kendi alanında da gerçekten iyi bir hekimim. Ama işte, olur olmaz iftiralar yüzünden, insanın hayatı kararıyor. Bu benim için çok üzücü. Çünkü mesleğim güven üzerine kurulu…

YANLIŞ İNSANA ÂŞIK OLMUŞUM

Köprünün altından çok su geçti ama şu an durup düşününce ne diyorsunuz?

– Yanlış insana âşık olmuşum!

Amma iyi niyetlisiniz! Hayatınız kaydı, hâlâ “Yanlış insana âşık oldum!” diyorsunuz, diyebiliyorsunuz…

– Ben hâlâ kendisini incitecek bir şey söylememeye dikkat ediyorum.

Sizi kültürsüzlükle de suçladı. “Zannettiğim kadar genel kültürü de yokmuş. Ne Askeri Şûra’yı biliyor ne şikeyi…” dedi.

– Evet öyle komik bir şey de söyledi. Gerçekten de sormuştu bana, “Askeri Şûra ne demek biliyor musun?” diye. Yanıt vermiştim ama demek ki beğenmemiş! İnsanlar karşısında itibarımı, şerefimi zedelemek için beni cehaletle de suçladı. Amaç, küçük düşürmek, şerefimle, haysiyetimle oynamak. Sadece bununla kalmadı, gittiğimiz lokantalarda, evinde, muayenehanemde değişik küfürler, değişik hareketler, toplum içerisinde daha bir sürü olay… Mahkeme kayıtlarında her şey var. Eskiden gizliydi ama mahkeme bitince, gizlilik kararı da kalktı…

Hiç mi güzel şey olmadı?

– Yaşadığımız güzel anlar da var tabii ama ardından yaşanan şeyler o kadar korkunç ki, hepsi güzelliğini yitirdi. Şu anda hiçbir şey hatırlamak istemiyorum. Boşanma davası sonuçlandı ama ceza davaları halen devam ediyor. Tehdit, ölümle tehdit ve hakaretten dolayı…

Gerçi, yaşanan o feci şeyler karşılıklıydı. Siz de “Aldığım kolyeyle araba alınabilirdi” diye demeç verdiniz. Saygın bir profesör böyle söyler mi? Gerdanlık hesabı yaptınız!

– E çünkü, bir gün evvelki gazetelerde, “O adamın ne parası ne kredi kartı var. Benim kartlarımı kullanıyordu” dedi. “Paranoyak” dedi, “Şizofren” dedi, “Ruh hastası” dedi. Aklınıza gelen her şeyi söyledi. Bana da bir gazeteci ulaştı, “Böyle böyle haberler çıktı, evliliğiniz boyunca hep Şahnaz Hanım para harcamış” deyince, ben de dayanamadım, “Ona aldığım kolyeyle araba satın alınabilirdi” dedim, o kadar. Başka hiçbir ağız dalaşına girmedim.

YİNE DE ONU AFFEDİYORUM

Ben affetmeyi önemserim. Antalya’da Murat Kemaloğlu isimli psikiyatrist arkadaşım var. Affetme kongresi yapıyordu. Bana da, “Murat affet, affedince üzerindeki yük kalkıyor” dedi. Ben Şahnaz’ı affediyorum ama o 50 bin TL’yi, beni toplum karşısında rencide ettiği ve küçük düşürdüğü için ona verilmiş bir ceza olarak görüyorum.

BİR AÇIKHAVA HAPİSHANESİNDEYDİM

Depresyona girdiniz mi?

– Hayatta en değer verdiğim insanlardan biri annemdi, annem vefat ettiği zaman daha çok üzülmüştüm. Ben Şahnaz’a üzülmekten ziyade kızdım. Ondan çok kendime kızdım aslında.

Ercan Arıklı’yla ilişkisini anlattı mı?

– Tabii, tabii. Eski resimlerini gösterdi. Mendillerini saklıyordu. “Evlenecektik falan” dedi. Ölümü onu sarsmış.

Siz hiç kıskanmadınız mı?

– Eski erkek arkadaşlarının resimlerini göstermesi, “Bu bana evlenme teklif etti ya da şununla birlikte oldum” gibi çok detay anlatması hoşuma gitmiyordu. Ama bir arıza da çıkarmadım.

Şu son iki yıl nasıl geçti?

– Kendimi açıkhava hapishanesinde hissediyordum. Şahnaz, medyatik olduğu ve bir sürü gazeteye haber olduğumuz için, magazin basını beni tanımaya başladı. Kız kardeşimle taksi beklerken, Show TV’de “Şahnaz Çakıralp’in eski eşi Murat Öncel’i yeni sarışın sevgilisiyle görüntüledik” diye haber yaptılar. Düşünebiliyor musunuz, ‘az sonra’ diye verdiler, ben de aradım, “O sarışın hanım, benim kız kardeşim” dedim, Allah’tan o haberi yayından çıkardılar.

Suçlamalar beni yaraladı

Nerede evlendiniz?

– Four Seasons’ta. O da ayrı bir komedi. Davetlilerin büyük kısmı onun yakınlarıydı. El sıkıştığım kişilerin bir kısmını tanımıyordum bile. Hiçbir doktor arkadaşımı çağıramadım.

Niye?

– Ben, hayatta herkesi mutlu etmeye çalışırım. Karşımdakini mutlu edersem, o mutluluk bana yansır diye düşünürüm. O yüzden ses çıkarmadım.

Düğün nasıl geçti?

– Güzeldi. Ben bir tek havai fişek istemiştim ama Şahnaz istemedi. Onun istediği gibi balon uçurduk. Ben seviyordum oysa havai fişeği, çocuksu bir coşku veriyor bana ama o istemeyince itiraz etmedim.

Kızlarınız var mıydı düğünde?

– Yoktu. Kızlarımı istemedi. Hatta sonra muayenehanemde onlarla karşılaşınca çok ağır sözler söyledi.

Kızlarınızın annesi ne dedi bu evliliğe?

– Uygun görmedi. Ama “Evlenme!” de demedi, demez. Ben düğün için kız kardeşimden de bir miktar borç almıştım. Düğünde masraflar beklenmedik şekilde artıyor. Şahnaz, Enbe Orkestrası’nı istemişti. İtiraz etmedim ama ben bu kadar şatafat tercih eden biri değilim. Düğündür, yaptık.

Sonradan yaşanan tüm bu rezaleti neye bağlıyorsunuz?

– Çok açık değil mi? Para içinmiş her şey. Bense bana bir şeyler hissetti zannetmiştim. Örneğin, gelinliğini Yıldırım Mayruk dikmişti. Gelinliğin parasını kendisine verdim. Sonra aynı parayı, bir kez daha istedi. “Bir önce verdiğini harcadım” dedi. Bir daha verdim. Bunun gibi bir sürü şey. Ya da “Eski eşine şu kadar para veriyorsun, onun kredi kartının limiti şu kadar!” diyordu. Bunları anlatmaktan bile utanç duyuyorum ama gerçekten bütün hikâyelerin içinde para var.

Çok seviyesiz suçlamalar havalarda uçuştu: “Cinsel yetersizlik, çakma profesörlük, hastalık…” İçlerinden en çok hangisi yaraladı sizi?

– Hepsi. Ben bir erkeğim. Gurur kırıcı suçlamalar bunlar. Tabii ki hepsi yaraladı. Ama sanırım en çok ‘çakma profesörlük.’ Çünkü hasta-doktor ilişkisi güvene dayalıdır. İnternete bir girip bakıyorsunuz, Şahnaz’ın korkunç iftiraları. İnsanın kafası bulanır, “Acaba doğru mu? Acaba adam gerçekten çakma profesör mü?” diye. Başka çarem olmadığı için hukuk yoluna gittim, dava açtım. Ve 50 bin TL tazminat kazandım.

Hastalıklı’ lafı nedir? Bir hastalığınız mı var?

– Bakın görüyor musunuz, siz bile soruyorsunuz! Çamur at izi kalsın dediğim bu. Hastalığım filan yok. Hiçbir hastalığım olmadığına dair, tam teşekküllü hastanelerden raporlar aldım. Adli Tıp Kurumu’ndan da. Meslektaşlarım bana, “Bunların iftira olduğunu ispatlamak için ne hallere düştün! Ne gereği vardı?” dediler. E haklıydılar. Kan tahlillerim Almanya’ya gitti, genetik testlerde de böyle bir şey çıkmadı. Ne kadar uğraştığımı anlatamam.

İyi de niye yapsın böyle bir şeyi? Neden olmayan şeylerle suçlasın bir insanı?

– Bir hedefe kilitlenmişseniz ve bir menfaat sağlamak istiyorsanız, karşınızdakini, olmayan bir takım şeylerle suçlamak zorundasınız. “Hastalık var” dedi, Adli Tıp bunun olmadığını söyleyince, “Profesör değilsin!” dedi. İlk avukatı Bozkurt Nuhoğlu da bunu söyledi ve 175 gün ceza aldı. Bir avukat için yüz kızartıcı bir şey olmalı bu. Benim anlayışıma göre öyle.

Sizce bu suçlamaların altında psikolojik bir problem mi yatıyor?

– Hayır, psikoloji-msikiloji yok! Tamamen maddi! İki ay evli kaldık. Bunun sadece bir ayı, aynı çatı altında geçti. Ben boşanma davası açtım. O da karşı dava açtı. 2 milyon TL manevi, 1 milyon TL maddi tazminat istedi. Ayrıca, ömür boyu, aylık 50 bin TL de nafaka. O parayı alabilmek, beni kusurlu gösterebilmek için, “Hastalıklı” dedi, “Kocalık görevini yerine getiremiyor” dedi, “Çakma profesör” dedi. Ne var ki, bunların hepsinin iftira olduğu ispatlandı. Mahkeme onu, ‘tam ve ağır kusurlu’ buldu. Geçen cuma boşanma sonuçlandı. Doğru olmayan sözleri yüzünden 50 bin lira tazminat ödemeye mahkûm oldu.

Yargıtay da onarsa, o 50 bin TL’yle ne yapmayı düşünüyorsunuz?

– Hayır kurumlarına vereceğim!

Pehlivan tefrikası gibi

Hayatınızda hiç bu kadar küçük düşmüş müydünüz?

– Hayır. Pehlivan tefrikası gibi her gün gazetelerde hakkımda farklı bir suçlama gördüm. Hayal bile edemezdim.

Mahkeme iki yıl filan sürdü. Bu süre zarfında sevgiliniz oldu mu?

– Hayır. Çünkü fiilen ayrı bile olsak, boşanma davamız devam ediyordu. Sevgiliyi bırak, en yakın dostumla yemek yemeye çekiniyordum. Fotoğrafım çekilecek, tekrar magazin basınına düşeceğim diye.

Bir insan, nasıl olur da altı ay sevgili olduğu ve iki ay evli kaldığı bir adamdan bu kadar büyük paralar isteyebilir?

– Aslında bütün sorularınız cevabı, bu sorduğunuz soruda. Nasıl isteyebilir insan? Değil mi? Ama hukuken isteyebilirsiniz, bir sınır yok. Atış serbest. 10 bin de 100 bin de isteyebilirsiniz. Kanunda sınır yok. O da şansını deniyor…

Siz nasıl kazandınız davayı?

– İki aylık birliktelik esnasında hiçbir kusurum bulunmadığı kanıtlandı. Tam ve ağır kusurun Şahnaz’da olduğuna karar verildi. Tüm o suçlamalar, evimde, muayenehanemde olanlar karşısında tutulan zabıtlar, eşyalarımı kapımın önüne atması, ağır küfürler…

Tanık mı getirdiniz?

– Tabii ki. Kapıcılar, güvenlik kayıtları, gittiğimiz lokantalar, kız kardeşimin evi, hastalarımın önünde yaptıkları… Onların da tanıklığına başvuruldu. Onu bırakın, Şahnaz televizyona bağlanıp, “Bu adam hastalıklı, profesörlüğü bile şüpheli, yerimde başkası olsa çoktan vururdu bu adamı” dedi. Milyonlarca insana…

Bütün bunlardan nasıl bir ders çıkardınız?

– Bir insanı tanımak kolay olmuyormuş, öğrenmiş oldum.

HABERLERİ KİM YAPTIRDI?

Gazeteci Demirhan Hararlı da tanıklarınızdan biri…

– Evet. “Kocalık görevini yerine getiremiyor” haberini Demirhan yapmıştı. Şahnaz, “Ben böyle bir şey söylemedim, o kendiliğinden yazdı” dedi. Dahası, kendi aleyhindeki birçok haberi, benim yaptırdığımı iddia etti. Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’ndaki mahkeme dosyasında da bunlar mevcut. Ama bizzat bu haberleri kendisinin yaptırdığı ortaya çıktı. Demirhan Hararlı da geldi şahitlik yaptı. Şahnaz’ın kendisini arayıp, haber yaptırmak istediğini söyledi…

ZENGİN, YAŞLI VE ÇİRKİN KOCA AVLAMA KİTABI

Şahnaz’la konuştunuz mu hiç?

– Hayır.

Twitter’dan izliyor musunuz onu?

– Ben etmiyorum ama avukatlarım ediyor. Bir tweet gösterdiler, biri Şahnaz’a soruyor “Zengin, yaşlı ve çirkin koca avlamanın kitabını yazacak mısınız?” diye. O da yanıt olarak “Evet düşünüyorum” diyor.

Yorum Bırak

three + 12 =