METİN HARA

Tek cehennem zihin!

(Pazar)

‘Aşkın İstilası Yol’ kitabıyla 100 bin satan Metin Hara

Kişisel gelişim kitapları açmaz beni. Ama bu kitabı D&R’da görünce aldım nedense… Ne olduğunu bilmeden. Kapak güzeldi, Metin Hara’nın yüzü vardı, bakışlarına takıldım, bir ses “Al” dedi içimden, aldım. Bir tekne tatiliydi, kitabı okudum. Nasıl bir kategoriye sokmam gerektiğini bilmiyorum. Ama beğendim. Etkilendim. Kitabın dili iyiydi bir kere. Ve alçakgönüllü bir şekilde yazılmıştı. “Tek cehennem var, o da zihin” diyen bir kitap: “Algın değişirse, hislerin değişir, hislerin değişirse tepkilerin değişir ve tepkilerin değişirse deneyimin değişir. Yaşam, deneyim denen bütün anların uç uca dikilip, birleştirilmiş halidir…” Tamamen katılıyorum mesela buna. Ama hayatımda ilk defa mı duydum? Hayır! Kitapta, bilinen şeyler de var ama yeni şeyler de. Bildiğiniz şeyleri de Metin Hara’ya özgü bir yorumla okuyorsunuz. Bir sürü de ilginç egzersiz var içinde. Benim bu genç adamı sevmiş olmamın bir nedeni de kardeş okul Üsküdar Amerikan Lisesi mezunu olması. Benim için bir ölçüdür. Ortalama insan çıkmaz o okuldan! Ve Metin’in peşine düştüm. Anlatamayacağım kadar meşgul, hastaları için İtalya’ya filan uçuyor, onun dışında sürekli seminerler veriyor, cezaevindeki kadınlardan tutun, bildiğimiz çokuluslu kurumsal şirketlere kadar eğitime gidiyor. Bir eğitimine ben de katılmak istiyorum. Merak ettim, karşısına dikildim bu adamın. Her şey tabii bir güne sığmadı, Salı günü de devam edeceğiz.

MH-4Sen kimsin, necisin?

-Aslında bu sorunun cevabını ben de arıyorum. Bazıları “Kişisel gelişimcisin” diyor. Değilim! Bazıları “Yazarsın” diyor. Hiç değilim. “Fizyoterapistsin” diyenler de var. Çünkü Çapa’da Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon okudum ama aslında fizyoterapist de değilim. Bence, bolca âşık olan, etrafına farkındalık katmaya çalışan, hayatı kendi anladığı gibi anlatmaya uğraşan, son derece sıradan, normal bir adamım.

‘Yeni çağın dervişi’ lakabının seninle bir alakası yok yani!

-Aman diyeyim, kendi kendime lakap takacak kadar çıldırmadım! 2008’de Türk-Fransız ortak yapımı bir filmde oynadım. Adı ‘Dinle Neyden’di. Filmde bir dervişi canlandırdım. Genel olarak da rahat ve dingin biriyim. Ekip sevdi beni. “Ya bu adam gerçekten dervişmiş!” dediler. Lakap oradan kaldı.

O filmle ödül de almışsın…

-Evet, Uluslararası Ankara Film Festivali’nde en iyi genç yetenek ödülünü aldım. Ama oyuncu da değilim.

Processed with VSCOcam with 4 preset

Değişimin ve şifanın yol rehberi Öyle diyorsun ama neredeyse 40 reklam filminde oynamışsın.

– Üniversitede okurken babam trafik kazası geçirdi. Ölümden döndü. Ailecek büyük bir yıkım yaşadık. Maddi sıkıntı çekmeye başladık. Benim de para kazanmam gerekiyordu. Sebebi bu. Hâlâ dizilerden teklif geliyor ama benim işim değil.

Processed with VSCOcam with hb1 preset

Gelelim bütün yaz herkesin elinde gördüğüm kitabına. Sen, gerçekten ‘aşkın, yeniden doğuşun, farkındalığın, sınırsızlığın, değişimin ve şifanın yol rehberi’ni mi yazdın? Bu, çok iddialı değil mi? Kitabı okuyan hayatı çözmüş mü oluyor?

-Bahsettiği hayal dolayısıyla çok iddialı ama benim çok mütevazı olduğum bir kitap. Kitapta, “Ben şuyum, ben buyum” diye bir iddia yok, “Hep birlikte başaracağız” var! Yol rehberi, benim sana yazdığım değil, bizim beraber yürüyeceğimiz bir yol rehberidir! Burada egodan kaynaklanan bir iddia yok ama hayalin büyüklüğünden dolayı var. O kitabın her satırı sevgiyle, insanlara fayda sağlasın diye yazıldı.

12 yaşında ellerimle ağrıları azaltabiliyordum Nasıl bir aile?

-Anne-baba süper tatlı. Her zaman çok iyi anlaştıkları söylenemez ama hâlâ birbirlerine âşıklar…

Sen nasıl bir çocuktun?

-Ultra yaramaz! Tut tutabilirsen. Özgür taylar gibiydim. Annem benden çok çekti. Hiperaktiftim.

Processed with VSCOcam with hb1 preset

Nasıl yani? Tanısı konmuş hiperaktif mi?

-Evet. Psikolog ve psikiyatrlardan destek aldım.

Okul?

-Umurumda bile değildi. İlkokulda kötü bir öğrenciydim. Sonra beşinci sınıfta nedense bir atağa kalktım, Üsküdar Amerikan’a girdim.

Çocukken seni diğer çocuklardan ayıran şey neydi?

-Genetik bir hastalığım vardı. Faktör 8 proteininin eksikliğinden kaynaklanan kan pıhtılaşamama sorunu. 1200’ün üzerinde uyarana karşı yüksek alerjik reaksiyon gösteriyordum. Güneşe, bahara, güneş kremine, sabuna, polene maruz kaldığımda hastanelik oluyordum. Ağır kortizon iğneleri yiyordum. Biraz güneşte kalsam, ayaklarım balon balon şişiyordu. Denize bile şapka ve tişört’le girmek zorunda kalan bir çocuktum. Belki de hırçınlığımın sebebi buydu. 12-13 yaşına gelince, kendimle ilgili şeyler keşfettim.

Neydi onlar?

-Ellerimi, hasta bölgelerimin üzerine koyduğumda bedenimdeki ağrıları azaltabiliyordum. Deneyimlerim arttıkça, hislerim ve iyileştirici yeteneğim de artmaya başladı. Saklambaç oynarken, duvarın arkasında saklanmış kişinin enerjisinin taştığını da görüyordum, “Duvarın arkasını nasıl görebilirsin ki?” diyorlardı ama görüyordum, işin tuhafı herkes de benim gibi zannediyordum.

Anne ve baban?

-Onlar hiçbir zaman köstek olmadı ama destek de olamadılar.

Processed with VSCOcam with hb1 preset

‘Şifacı’ gibi bir şey miydin yani?

-Yurtdışında bunun adı şifacı ama Türkiye’de ismi birazcık hacı-hoca gibi bir şey oluyor. Beni, kendi kendini iyileştirmek için çalışan biri olarak düşünün. Bir gün çok sevdiğim bir doktor, hafif dalga geçerek “Ya Metin, doğaüstü güçlerin varmış, herkes seni konuşuyor!” dedi. “Ya hocam!” dedim, “Bütün bu makinelerle, MR’larla, fabrikasyon kimyasallarla iyileşmek doğal oldu da insanın kendini iyileştirmesi mi doğaüstü oldu?” dedim. Durdu, “Haklısın” dedi. Gerçekten de benim anlattıklarımda mistik bir şey yok aslında. Herkes yapabilir. İçtiğin kahveden miden ağrısa, n’apıyorsun? İçgüdüsel olarak elini oraya götürüp kapanmıyor musun? O da bir tür kendini iyileştirme yöntemi.

Peki genetik hastalığını da kendin mi geçirdin?

-Benim iddiam şu: “Hekim yarayı sarar, gerisi hastaya kalır!” Bugün Batı tıbbı, Doğu tıbbı, şifacılık, ilaçlar, fizik tedavi her şey yardımcıdır ama hastalığı hastalar iyileştirir. Tabii tersi de geçerli. “İnsan hayatında her problem ve her hastalık onun zihninde yaratılır…”

Düşünce gücü değil asıl hakikat ‘histir’ İnsan neden pankreas kanseri olmayı istesin ki?

-Bu bana en çok sorulan sorudur: “Ben istedim de mi kanser oldum?” İşte burada benim kişisel gelişimcilerle çatıştığım ve ayrıldığım noktalar var. Onlar, konuşmanın ve olumlamanın işe yarayacağını düşünüyor, bense konuşmanın, hatta düşünce gücünün bile işe yaramayacağını, asıl hakikatin ‘his’ olduğunu söylüyorum. Mesela onlar, “Mutlu olacağım, mutlu olacağım …” demenin bir etki yaratacağını düşünüyor, bense gülümsemenin ve mutlu hissetmenin bunu gerçekleştireceğini düşünüyorum. İnsanlar, “Akciğer kanseri olacağım dedim diye mi oldum?” diyor. Ben de diyorum ki, “Olacağım” demesen bile ne tohum ektin de o tohum çıktı? Sürekli sigara içip, bağışıklık sistemini düşürüp, kötü beslenip, stres yapıp, hırs içinde yaşadığında sen hayatın boyunca akciğer kanserinin varlığını duymamış olsan bile akciğer kanseri olursun!

MH-2

O İngilizce bilmiyordu ben Rusça

Peki aşk?

-Ooo benim aşk hikâyelerim meşhurdur!

Aşk adamısın yani?

-Ne görüyorsan oyum, bende kurulmuş sahne yok. Ağlayan, gülen, âşık olunca acayip şiirler yazan bir adam. Bir kız arkadaşımla, tam da Nil Nehri’nin üzerinde… Avustralya’da yaşıyordu, tatil bitti memleketine döndü. O zamanlar da 22 yaşındaydım. Nasıl âşık oldum anlatamam. Avustralya uçak bileti parası biriktirebilmek için tam bir sene çalıştım. Ve sonunda yanına gittim. Ailesi görüşmemizi istemedi. Tek yaptığım 22 gün boyunca, o okula giderken yanında yürümekti. En azından elele tutuşabiliyorduk. Altı saat okuldan çıkmasını bekliyor, sonra yine onu evine götürüyordum. Bir kere daha gittim, kafası tamamen kazınmıştı, beyin tümörü vardı. Birbirimize sarılıp ağladık. Üç buçuk sene boyunca böyle yürüttük.

Film gibi hikâyeymiş! Yaşıyor mu hâlâ?

-Tabii, tabii. Bende böyle hikâye çok. Bir kere de Belarus’a hasta görmeye gittim, kafede inanılmaz güzel bir kızla karşılaştım. Dondum kaldım, konuşamıyorum, o kadar güzel. Kız, kafeden çıkarken baktım elime bir şey tutuşturdu. Peçetede telefon numarası yazıyor. O İngilizce bilmiyor, ben de gıdım Rusça bilmiyorum. İstanbul’a döndüm ama 12 saat içinde Belarus’a geri uçtum. Hayatımdaki en acayip aşklarımdandır. İlk buluşmamızda, birbirimizin yüzüne dokunup hüngür hüngür ağladık. Konuşacak dilimiz yoktu. Bana sürekli, “Böyle bir ilişki mi olur? Bitmeyecek mi sonunda?” deyip sordular. Ben de “Her şey bitiyor. Hayat bitiyor, ötesi var mı? Ben bir yere varmak zorunda değilim, süreci yaşıyorum!” dedim. İnsanlar, o kadar sonuç odaklı ki, sürecin hazzını yaşayamıyorlar. Ben o kıza, hiç anlamadığı şiirler yazdım. Lokantaya gidiyorduk mesela, garson da İngilizce bilmiyordu, “Vejetaryenim” diyordum, ikisi de anlamıyordu, domuz taklidi yapıyordum ki, et getirmesin. 6 ay süren çok güzel bir aşktı.

 

Processed with VSCOcam with s2 preset

Egosu şişik hocalardan mütevazı olmayı öğrendim

Bu ruhsal yolculukta öğrendiğin en önemli şey ne?

-Hepimizin kendi içimizdeki ustaya güvenmemiz gerektiği. Benim hocalarımın çoğunun egosu çok yüksekti. Türkiye’dekilerin de dünyadakilerin de. Kendilerini Tanrı gibi gören hocaların elinde büyüdüm. Onlardan da galiba en çok, ne yapmamam gerektiğini öğrendim. Benim öğrencilerimle aramda öğrenci-öğretmen, mürşit-mürit durumu yok. Festival videolarına bak, birbirimize sarılmış gülüyoruz. Son derece rahat bir ortam. Ben, “Kız arkadaşımdan ayrıldım, feci bir gönül kırgınlığı yaşıyorum. Bu hafta bana enerji gönderin!” diyebiliyorum onlara. Millet ayağa kalkıyor alkışlıyor. “Zor durumda ve bizden yardım istiyor, ne güzel!” diye…

Üsküdar Amerikan

Üsküdar Amerikan’ın hayatındaki yeri…

-Benim bu adam olmamda inanılmaz etkisi var! “Yabancı ekol liselerin ne farkı var ki?” derler ya hafif küçümseyerek, ben söyleyeyim: Tek kriterleri not değil. Ben mesela kötü bir öğrenciydim. Veli toplantısında, benim annemin yanında, okulun ilk üçünde yer alan adamın annesi olurdu. Benim anneme, “Metin çalışmıyor ama kafası çalışıyor. Bu çocuk iyi. Daha da fazla söyleyecek bir şey yok!” derlerdi. Yanımdaki dersleri inanılmaz iyi olan çocuğun annesineyse, “Yaşamayı bilmiyor! İnisiyatif almıyor. Sporla alakası yok, onu biraz sosyalleşmeye teşvik edelim. Her şey ders değil!” derlerdi. Fark bu işte. Eğer benden çalışkan bir Metin yaratmak isteselerdi, beni kaybedeceklerdi. Tam tersine insani değerlerimi daha da geliştirmem için bana destek oldular.

Processed with VSCOcam with hb1 preset

Yaşam dediğin enerji enerji dediğin sevgi

Babanın kaza geçirmesi hayatının dönüm noktası değil mi?

-Evet. Ben lise sondayken feci bir kaza geçirdi. Bedeninde 40’ın üzerinde kırık vardı ve ölüm döşeğinde, yoğun bakımda yatıyordu. Yaklaşık bir yıl boyunca hastanede kaldı. Yatalak olmuştu. Aslında mühendis olmak istiyordum ama babamın fizik tedaviciler tarafından ayağa kaldırıldığını görünce fikir değiştirdim. Çapa’da Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon okumaya karar verdim.

Yoğun bakım odasına girdiğinde hastaların bilinçleriyle iletişime geçebiliyormuşsun. Doğru mu bu?

-Babamın bütün grafikleri ben odaya girince gayet olumlu reaksiyonlar verirdi. O yüzden de sadece 10’ar dakika yoğun bakım odasına girme iznimiz olduğu halde, benim gece yarısı bile girmeme izin verirlerdi.

Processed with VSCOcam with s2 preset

Senin enerjinden mi sakinleşiyordu hastalar?

-Enerji dediğin çok mistik bir şey değil ki. Enerji dediğin sevgi. İnsanlar birbirini sevdiğinde ortaya çıkan enerji birçok şeyi değiştirebilir. Yaşam dediğin şey de bir enerji…

Ama ben sorumun cevabını alamadım, sen gerçekten yoğun bakıma girdiğinde hastaların bilinçleriyle iletişime geçiyor muydun?

-İnsan, zihniyle ilgili dinginleşmeyi sağladığında evrenin tınısını duyabilme yeteneği açılmaya başlar. Bu sadece bana özel bir şey değil. Her insan, aktif kullandığı beş duyusunun ötesinde de pek çok algılamaya sahip. Ama bu yeteneklerinin farkında olmadıklarından, yapabilecekleri çok şeyi yapamayacaklarını zannediyorlar. Şöyle düşünün: Burada bangır bangır müzik çalsa ve ben sana, “Ayşee Ayşee” desem, sen duyar mısın? Ama müziği dinginleştirdiğimde duyarsın. Evrende ilahi bir dil var ve bu dilin kelimelerini duyabilmek aslında herkes için kolay.

Sen yani, o ilahi dili duyabiliyorsun?

-18 yaşımdan itibaren müziği kısmaya başladım.

Kimlerle çalıştın?

-Önce bir okul arkadaşımın annesi Tiraje Hanım diye biriyle. Muhteşem bir insandır. Bana enerji teknikleri öğretti. Sonra hızımı alamadım 19 yıl boyunca dünyanın pek çok ülkesinde farklı eğitimler ve teknikler öğrendim.

Processed with VSCOcam with hb1 preset

Gelecek uğruna ‘an’ı kaçırmak büyük intihar!

Bir de kitaptaki şu meşhur beyin dalgalarını anlatır mısın?

-Batı dünyasındaki insanlar, Beta’da yaşıyor. Mesela röportaj, spor, oradan bilmem nereye yetişeceğim, bu bitmez tükenmez koşuşturma seni Beta’ya sokuyor. Beta, bizim acil durum beyin dalgamız. Stresli ve aceleci olduğumuz ve ‘an’ı yaşamadığımız beyin dalgası. Beta’da insanlar, her veriyi kendilerine yönelik bir saldırı olarak algılarlar. Olumsuzluğa ve tehlikeye fazlasıyla odaklı olduklarından, her olasılığın içinde negatif senaryolar aramaya devam ederler.

Alfa peki?

-Doğada yaşayan insanlar uyanık olduklarında Alfa’da yaşarlar. “Domatesi ektim” der, sonra bir dinlenir. Rahattır. Yaşamsal bir risk yoktur. Hazzın, keyfin, mutluluğun olduğu beyin dalgasıdır. Düşünce gücünün ortaya çıktığı, ruhani yeteneklerin ifade bulduğu. Beta’da, “Hayatta kalabilecek miyim?” korkusu varken, burada artık yaşamın kendisi var. Alfa’dayken keyif alır, eğlenir, kendini güvende hissedersin. Benim yaptığım, insanları bu doğal hallerine geri getirmek. Çocuklara dikkat et, onlarda bir acele var mı? Yok, çünkü çocuklar Alfa’dadır. Çocuklarla oynarken sen de Alfa’dasındır. İnsanın, geleceği yakalamak uğruna, ‘an’ı kaçırması bence büyük aptallık, hatta intihar! O yüzden ufak ufak Beta’dan çıkmak gerekiyor. Beta’nın aşırı kullanımı, insanların bağışıklık sisteminin düşmesine ve ilişkilerde saldırganlığa yol açıyor. Ama Beta’da üretebiliyorsun, öbüründe popo yayar, oturursun… -Kısa vadede üretirsin Beta’da. Hayatta kalmak için kaplana karşı savunma geliştirmek mesela. Ama kimin kalbi, ruhu sürekli kaplanla mücadeleye dayanır? Bir de aceleyle, koşturmayla yapılan işten hayır gelir mi, o da ayrı. Bilmek yetmiyor yapmak gerekiyor!

Processed with VSCOcam with hb1 preset

Madem bu konuda bir kitap yazdın hadi anlat. Yaşam kalitemizi yükseltebilmemiz için ne yapmamız lazım?

-Kitapta verdiğim egzersizler, “yaşamı değiştirmenin araçları”. Eğitimlerimde, “Ben bunları biliyorum” diyenlere, bilmenin yetmediğini gerçek olanın yapmak olduğunu anlatıyorum. Şu an su içersem susuzluğumun geçeceğini biliyorum ama susuzluğumun giderilmesi için o suyu içmem lazım. Yani neymiş? Bilmek yetmiyor, yapmak gerekiyor! O yüzden insanlar harekete geçmeli. “Sigarayı bir gün bırakacağım! Ama şu an uygun zaman değil!” manasız bir laf. Uygun zaman ne zaman? Ertelemenin kime ne faydası var? İnsanın önce hayatının merkezine kendisini koyması gerekiyor. Bu, “bencillik” değil. Merkeze kendini koyduğunda, ağaç gibi etrafına meyve saçacaksın. Bir de haftada birkaç saat, nedensizce mutlu olduğun bir şey yapmanı istiyorum. Çocuğunla yüzünü boyamak mesela, nedeni yok ama çok mutlu mu oluyorsun. Yap! Trambolinde zıpla. Otur dergi karıştır. Sokaklarda gez. Tiyatroya git. Güzel bir roman oku. Nedensiz kendini mutlu etmeye çalış.

Başka?

-Bir de omurga sağlığı önemli. Dik durmalılar. İyi hocalarla pilates yapabilirler. Yoga da bir alternatif. İstedikleri bir başka spor da olabilir. Omurga, farkına varamadığımız kadar önemli. Bir de nefes egzersizleri yapsınlar. Bu kadar basit bir şeyin, insan hayatına ne kadar çok etkisi olabileceğine inanamayacaklar. Ve tabii sevdikleriyle zaman geçirsinler. Ben mesela aileme çok düşkünüm. Süreç içinde annem, üç kez meme kanseri oldu, babam prostat kanseri oldu ve iki kez iki trafik kazası geçirdi. Zorlandığımız süreçlerdi aile olarak birbirimize daha da kenetlenmemizi sağladı.

Processed with VSCOcam with s2 preset

DÜŞÜNCEYLE MADDEYE HÜKMETMEK

İlk eğitimim sonunda, insanlara düşünceyle maddeye hükmetmeyi öğretiyorum. İkinci eğitimin sonunda insanlara zihin okumayı öğretiyorum. Bayağı tahtaya yazı ve rakam yazıyorum, ters çevirip bunları tahmin etmelerini söylüyorum.

KENDİNİ BİL!

Bir insana, “Senin auran kırmızı!” demek bana tuhaf geliyor. “Enerjisi nasıl? Görüyor musun?” diye soruyorlar sürekli. Şöyle bir bak, o insan hakkında sen de çok şey söyleyeceksin zaten. İnsanın yürüyüşünden bile birtakım şeyler çıkarırsın. Sürdüğü ojeden de. Ben mesela bazen danışanımın adımlarından bile nasıl karakteri olduğunu anlıyorum. Bazen de insanlara ayna tutuyorum. “Aynaya bak! Bana mutluyum diyorsun. Sen burada ne görüyorsun? Ben mutlu bir insan görmüyorum!” diyorum. Benim insanlardan isteğim kendilerini bilmeleri, kendilerini bildiklerinde tedavi çok kolay…

 

Processed with VSCOcam with 4 preset

Ne görevim ne yolculuğum tamamlandı

En çok kanserlilerle mi çalıştın? Ne oluyor kanserli hücreyi geriletiyor musun, küçültüyor musun? -Bugüne kadar birçok hastayla çalıştım. Mesele, “Parayı ödedik, geldik uzandık, Metin kanseri iyileştirsin!” değil. Böyle bir şey yok. Konuşuyoruz. O insanı içindeki kanseri yaratan kişiden ayırmaya çalışıyoruz. Geçenlerde biri geldi, “Çocuklarım, çocuklarım, çocuklarım… Ben her şeyi çocuklarım için yaptım!” dedi. Elimle masaya vurdum. Kadının gözlerinin içine baktım, “Çocuklarını bu kadar seviyorsan, neden o çocukların annesini katleden katil karşımda!” dedim. Bir an affalladı. “İçtiğin sigarayla, yarattığın stresle, o çocukların annesini öldürmeye çalışıyorsun!” dedim. Hüngür hüngür ağlamaya başladı, ama ertesi gün sigara yoktu artık hayatında! Anlata biliyor muyum? İnsanlar benim “Enerji, enerji” dediğimi sanıyor, öyle değil, birçok insan enerji vermeden iyileşti!

O zaman bir tür terapistsin, onları kendileriyle yüzleştiriyorsun?

-Evet ama psikoloji konusunda hekimlerle de çalışıyorum. Asla onların alanına girmiyorum. Bir çocuk getirdiler. Bariz hiperaktif. 15 sayfa raporu var, öğrenme zorluğu var demişler, bir de konsantrasyon problemi… “Mesleki sınırlarımı aşmak istemiyorum ama bu çocukta konsantrasyon problemi olduğunu zannetmiyorum” dedim. Salonda Wii açtım, çocukla oynamaya başladım. 33 dakika çocuk sadece bir kez annesine baktı o kadar ve oyuna geri döndü. Bu çocukta mı konsantrasyon problemi var? Bu çocuğun sorunu, havuz problemi çözmek istemiyor. Türkiye’nin neresinde ceviz yetişiyor bilmek istemiyor. Günde 8 saat onu sıraya oturtursan tabii ki kıvranır!

Sonra n’oldu?

-Anne, çocuğuna hasta gibi davranmayı bırakıp ona hoşlandığı alanlarla ilgili bir yaşam sunmaya başladı.

Processed with VSCOcam with 4 preset

19 yıl boyunca Uzakdoğu, Avustralya, Mısır, Fas, Çek Cumhuriyeti, Amerika, Nepal, Sırbistan, Romanya gibi ülkelerde spritüel eğitimler almışsın. Amaç neydi? Amaca ulaşıldı mı? Tamam mıdır artık?

-Yok ya, olur mu? Richard Bach’ın çok güzel bir sözü var: “Hayatla ilgili görevlerini tamamlayıp tamamlamadığını soruyorsan, bunun çok basit bir yanıtı var: Yaşıyorsan tamamlanmamış demektir!” Benim de ne görevim ne yolculuğum tamamlandı…

 

Yorum Bırak

one × three =