1.Hafta: LÖSEV’ciler beni kalbimden vurdu…

LAPA lapa kar yağıyor Ankara’da…

Ve biz Etlik’te bir apartmandan çıkıyoruz…

Fotoğrafçı arkadaşım Senih’le…

Bu Pazar yayınlanacak röportajı yapmışız…

Daha önce hiç böyle bir insanla karşılaşmamıştım, tuhaf duygular içindeyim…

Önüme çıkan ilk kişiye, “Gel şurada bir oturalım, sana bir adam anlatacağım!” demek istiyorum…

Bu meslek de aşk işi; aşık olduğunda da aynı şeyi yaşarsın, eline borazan alıp, ‘Biliyor musun ben bu adamı seviyorum’ diye herkese ilan etmek istersin, bana da
öyle oluyor röportajlardan sonra…
Konuştuklarımızı anlatmak istiyorum…

Sorularımı anlatmak istiyorum…

Cevaplarını anlatmak istiyorum…

Tavırlarını, tepkilerini, jestlerini, bakışlarını anlatmak istiyorum…

*

Aman Allah’ım!

Bu kalabalık da ne!

Benim çıktığım apartmanın önünde ne işleri var?

Kim onlar?

Ne yapıyorlar?

Fotoğraf makineleri görüyorum, kameralar…

Flaşlar filan patlıyor…

Yoksa, yoksa benim röportaj yaptığım adamla röportaj mı yapacaklar?!

Gitti mi elimden güzelim pazar röportajı?

Biri bizi atlatacak mı?

Manyak gazeteci tribine giriyorum.
*
Bir hışım dışarı çıkıyorum.

Yapamazsınız, “O adam bizim!” demek istiyorum amaaaa…

“Ayşe Hanım merhaba” diyorlar, “Biz LÖSEV’iz, siz çok yoğunsunuz diye biz buraya gelelim dedik. Sizi görmeden göndermek istemedik.”

Ne kadar şaşırıyorum anlatamam.

Ellerinde de bir şilt taşıyorlar, bir zamanlar lösemi hastası olan ama şimdi iyileşmiş gençlerin bana dair yazdığı yazılardan oluşuyor…

Bana veriyorlar…

Onlar LÖSEV sayesinde iyileşmişler, şimdi LÖSEV için çalışıyorlar.

Bir de kocaman kutu var taşıdıkları, sandık, sandık!

İçinde kendi yaptıkları kurabiyeler var, bakliyatlar, resimler, Alya’ya bez bebek…

Ne kadar dokunaklıydı her şey anlatamam…

Tepemizden lapa lapa kar yağarken, hepimiz sarıldık birbirimize…

Bunun adı inceliktir arkadaşlar…

Birini illa görmek istersen, görürsün… Size, “Vaktim yok, bir dahaki sefere uzun uzun geleceğim söz, bu havada uçaklar kalkmıyor, acilen hava alanına gitmem gerekiyor” mu diyor…

İzini sürersin, takip edersin, onu yine de bulursun.

LÖSEV Genel Koordinatörü Hülya Ünver ve o genç arkadaşların bu jesti çok hoşuma gitti.

Bir dahaki Ankara seferinde LÖSEV’in köyünü, hastanesini, orada tedavi olan çocukları ziyaret etmeye söz verip oradan ayrıldım.

Rapor veriyorum.
LÖSEV’in 100 bin TL’si tamam

FIRSAT olmadı yazamadım…

Aralık’ın 18’inde hedefi gerçekleştirmiş, parayı denkleştirmiştik.

Demek ki iki ay gibi bir sürede, sizinle birlikte 100 bin TL bulabiliyoruz.

Müthiş değil mi?

Demek ki, gücümüzü birleştirirsek biz daha neler yapabiliriz.

Bu projede emeği geçen herkese tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

Bana kızıyorlar. “Bu kadar açık olma!” diyorlar, paraların miktarlarını yazıyorum diye de ayıplıyorlar. Niye? Gizleyecek neyimiz var? Birlikte yaptığımız bir şey bu. Size karşı her konuda dibine kadar açık olacağım, bu da benim tarzım, yapamıyorum başka türlüsünü…
T-Bank konuşma: 5.000 TL
Sinan Öncel: 25.000 TL
Roche: 20.000 TL
Sanofi Aventis: 5.000 TL
Swiss: 20.000 TL’lik uçak bileti
“Alya Sevgilim ve ben” kitabından benim adıma, Doğan Kitap’tan LÖSEV’e yatan telif: 21.000 TL

Doğan Kitap’tan benim adıma 4.000 TL daha ödenecek.

Böylelikle…

Sözünü verdiğim 100 bin TL tamamlanmış oluyor.

Şimdi sıra bir sonraki projede…

Bu arada konuşmalar devam -şubat sonunda tekrar başlıyor- artık elde edilecek gelir, “Yarım Kalmış Hayatlar”a aktarılacak…

O da ne mi?

Cevabı aşağıdaki yazıda…

Yarım kalmış hayatlar

LÖSEV’i bitirdikten sonraki yeni proje bu:

“Yarım Kalmış Hayatlar.”

Şimdi ayrıntılı anlatmak istemiyorum, ama çok heyecanlıyım bilesiniz, bu projeyle yatıp kalkıyorum.

Tüyo verebilirim, bu kampanyada kurumlara değil, direkt kişilere destek olacağız.

Şöyle ki, Pazar günü Akmerkez’de imza günüm var.

En alt katta, hani eskiden havuz vardı ya, oraya bir platform yaptılar, işte onun tepesine bir masa koyuyorlar.

LOSEV-1

Ben orada kitap imzalayacağım.

Akmerkez de bu etkinliğe karşı bir jest yapıp, 20 bin TL verecek.

Kime?

Hayatı, yarım kalmış birine…

Direkt onun hesabına…

Pazar günü gazetede daha ayrıntılı okuyabilirsiniz.

Mutlaka gelin oraya, bekliyorum.

Saat 16.00-18.00 arası.

HAMİŞ: İmza günlerinde insanlar fotoğraf çektirmek istiyorlar. Bunun haber değeri yok, bunu biliyordum, ama neyi bilmiyordum? Gazete röportajlarındaki fotoğraflardan istiyorlar. Yan duracağız, daha havalı olacak, çeşitli hareketler yapacağız, mesela elimiz belimizde olacak, fotoğraflar düşünülmüş olacak, konulu olacak… Yapıyoruz valla, eğlenceli oluyor, makinenizi kapıp gelin…

Yorum Bırak

fifteen − 10 =