Kilo alıp vere vere sağlığımı mahvetmişim!

DÜNYA şahanesi, zekisi, komiği, cesuru bir kadın o…
Çomak sokan ve ezber bozan… Ve kafası atınca da istediğini yapan…
Huzurlarınızda Gupse Özay.
Adının anlamı, “canımın içi”.
O, bu ülkenin medar-ı iftiharlarından. Çünkü bu ülkenin senaryoyu yazan, oynayan, hem de film yöneten tek kadın…
Son dönemde yaptığı filmler için kilo alıp verdi durdu, bakın neler oldu. Yaşadıkları hepimize hayat dersi gibi…

– Ne var ne yok dünyanın en matrak kadını? Nasıl gidiyor Çeşme?
Valla harika. Mayısta çöktüm buraya. Eylül sonu dönüyorum…

– Şahane bir ekürisiniz annen ve teyzenle…
(Gülüyor) Ya evet. İstanbul’da yaşadığım için çok özlüyorum ailemi. O yüzden buradayken neredeyse her akşam annemlere uğruyorum. Hatta cumaları birlikte pazara gidiyoruz. Hastasıyım. Konuşacak çok şey buluyoruz. Bazen de yan yana kitap okuyoruz. Birbirimize bakınca da gülüyoruz…

– En çok neye gülüyorsunuz?
Annem çok komik bir kadın. Bayılır etrafa sataşsın! Kız kıza olunca teyzemler, annem ve Mato (bizimle yaşayan, beni büyüten abla) acayip eğleniyoruz! Kahve falları, okey oynamalar, denizde dalgalarla boğuşmalar… Çok güzel ya! Hatta geçen gün arabayla onlara giderken ağlamaya başladım. Yakın oturmak ne güzelmiş annemlerle diye!

– Yemeden nasıl durulur Çeşme’de?
Hayatta durulmaz! Gerçek sebze-meyve yemeyi özlemişim deyip duruyorum. Offff, balık ve zeytinyağlılar falan. Pembe domates var burada. Hiçbir yerde yiyemezsin. Sana göndereyim seneye.

– En çok ne götürüyorsun?
Balık ve salatacıyım ben.

– O şahane kontrollü kadınlar vardır… Minik bir salata yerler ve incecik bir grissini kemirirler, sonra da doyarlar…
Geçiniz! Asla onlardan olamam! Hatta sevdiğim bir yemeyi bitirince şap şap göbeğime vururum. Şu anki tek kontrolüm ekmek ve şeker tüketmemek. Aç ve huysuz olacağıma tombik ve mutlu olurum!

ALIYORUM, VERİYORUM


– Şimdi gelelim mevzuya… Deliha’nın ilk filminde epey kilo almıştın…
Evet, yirmi küsur. 23’tü galiba.

– Nasıl aldın ayıptır sorması?
Bu rolün hakkını verebilmek için o kiloları almak gerekiyor dedim. Kafamdaki tombik ama mutlu ve sevimli o tipe bürünmek için her şeyi yapardım zaten.

– Peki “Kilo almak gerekiyor!” cümlesi stres mi yarattı? Yoksa “Oooo yaşasın, istediğim her şey yiyeceğim!” mi dedin?
“Yaşasın! Deliler gibi yiyip hiç pişman olmayacağım!” diye sevindim. Pilavın yanında ekmek falan yedim. Kahkahalar içinde.

– Peki, insan şişmanlarken “Sonra ben bunları nasıl verebileceğim?” diye düşünmüyor mu?
“Nasılsa veririm” güveni vardı. Çok kolay alıp veriyordum. Ona güvendim…

– Gerçekten de bir sonraki “Görümce” filmi için ultra ince, seksi bir kadın oldun. O aldığın 23 kiloyu küt diye verdin…
Evet, benim normal kilom zaten 55-57 arası. Ama “Görümce”den önce 60’lardaydım. sonra 50’lere indim. Canlandırdığım kadın, güzellik kaygısı olan bir kadındı çünkü…

– Peki, bunu başarınca ne oldu?
“Ben bu işi çözdüm. Alıyorum, veriyorum… Sorun yok…” hissine kapıldım. Hatta hava atıp durdum. “Aman yeaa, çok kolay! Her şey kafada!” diye artislik yaptım. “Hamur gibiyim arkadaşlar! İstediğim şekle giriyorum” gibi cümleler kurdum. Bak bak. Dövmediler, keşke dövseymiş biri beni!

– Sonra peki?
İkinci Deliha için yeniden kilo aldım. Karbonhidratı ve şekeri kesince, bir de yürüyüş ekleyince, nasıl olsa yine inerim zannettim. Ama bu sefer aynı şey olmadı. Bir tuhaflık vardı…

– Nasıl yani?
Ben ödem atmak ve arınmak için detoks yaparım. Bu seneye kadar, küt diye 7-8 kilo verirdim. Yine yaptım. Anaaaa! Baktım, sadece 3 kilo vermişim! Dedim ki “Yandık! Herhalde yaşlandım, metabolizmam ölmüş!” Bir de sürekli uyuyordum. Günde 17 saatleri buluyordu. Uyanıyorum, yemek yiyorum, su içiyorum sonra ağlayarak tekrar yatıyorum. “Neden uyanamıyorum?” diye ağlıyordum. Hatta dedim ki “Acaba ben depresyonda mıyım!” Ama bu daha farklıydı, fiziken de müthiş bir değişim vardı. Acayip şişim. Saçlarım elide kalıyor. Dirseklerim, egzema gibi dökülüyor. Derim kupkuru. İki adım atsam yaşlı teyzeler gibi “Ay ay yoruldum!” deyip oturuyorum. Bir de agresiftim çok. Adam öldürüceğim nerdeyse!

– Sonra?
Kaçtım Tayland’a, yine bir detoks merkezine. Hani belki kafam değişirse iyi gelir diye. Doktor, şüpheli şüpheli “Bir takım testler yapmamız lazım” dedi. Yaptı. Meğer sağlığım bana feci bir tokat atıyormuş da haberim yokmuş!

– Ne olmuş?
TSH oranım 185 çıktı! Normalde üst sınırı 4 olması lazım. Hipotiroid ve Haşimato çıktı. Karaciğer yağlanması feci seviyedeymiş. Artı Hipoglisemim varmış. Vitaminler sıfır. Ödem, laktik asit bilmem ne… Perişanmışım! Doktor dedi ki “Bu oranlarla, senin göz kapağını bile kaldıramaman lazım!”

– Bunu duyunca ne hissettin?
Tabii ağladım yine! Zaten hormonlar alt üst olduğu için devamlı ağlıyorum. Sonra panik atak başladı. Dedim ki “Buraya kadarmış! Ölüyorum ben!” O psikolojide abarttım da durumu. Sonra Türkiye’ye döndüm.

– Ne kadar süredir sağlığını toparlamak için uğraşıyorsun?
Mart’ta teşhis edildi. O zamandan beri uğraşıyorum. Ki Haşimato ve Hipoglisemi ömür boyu devam edecek. Ben sadece kontrol altına almaya çalışıyorum. Bir sürü ilaç verdiler. Bir de beslenme sistemimi tamamen değiştirdim. Meğer tiroid pek çok kadında varmış. Sadece depresyon ile benzeştiği için farkında değilmişiz. Hatta antidepresan alıp yıllarca farkında olmayıp yaşayan varmış…
Kilo alıp vere vere sağlığımı mahvetmişim

ARTIK SAĞLIKLI YAŞAMANIN PEŞİNDEYİM

– Sağlığına tamamen kavuştun mu peki?
Şu an 62 kiloyum. Son 6 kilom var. Onları da verip ömür boyu sağlıklı yaşamanın peşindeyim. Ekmek, şeker ve unlu ürünlere külliyen veda ettim. Bu arada kilo verme hedefim güzelleşme durumu değil. Kendi normalime dönüp onu kilitlemek…

NE PİLAVI

– Hiç pilav kaçamağı yapmadın mı?
Asla! Pilava veda edeli 6 ay oldu! Şimdi favorim ceviz, salata ve türevleri. Acayip disiplinliyim, aklın durur. Glisemik indeksi yüksek meyve yemedim, düşün. Çeşme’deyim, ağzıma kavun karpuz değmedi. Çok zor çok…

OSCAR VERSELER BİLE ASLA!

– Tüm bu yaşadıklarından çıkardığın hayat dersi ne?
Bir daha doktor kontrolü olmadan bu kadar kısa sürede kilo alıp vermek asla yok!

– Kısa sürede kilo vermeler bir halta yaramıyor mu? Yaramadığı gibi kalıcı hasarlar mı bırakıyorlar?
Kesinlikle! Dünyanın en tehlikeli şeyiymiş bu yoyo diyetler. Sistemi değiştirmek, gerçekten dengeli ve sağlıklı beslenmek ve mutlaka sporu hayatımıza katmak lazım. Enerjin yükseliyor, yürü arkadaş! Sonra, midenin yüzde seksenini doldurup paket ürün yemeyeceksin. Ve bol su içeceksin. Şimdi şekersiz, unsuz bir tatlılar yapıyorum aklın durur…

– Şimdi deseler ki “Şahane bir rol var, 30 kilo al!” n’aparsın?
“Tamam ama bana Oscar verin, bir de çok milyon dolarlar verin, bir de izin verin, 2 senede alayım şu kiloyu!” derim… Hiçbir şey sağlığını bozmaya değmezmiş!

BARIŞ’A TEŞEKKÜR ETTİM

– Ufukta yeni proje var mı?
Var. İki film, bir kitap, bir de dizi yazıyorum. Ama bu kış çekim yok. İyice kendime geleyim.

– Bu arada aşk hayatın ne alemde…
Gülüyor) İyi, çok iyi! Barış’a bu süreçte çok teşekkür ettim. Bir gün, “Reçel kavanozu ne tatlı!” diye ağlayıp başka gün “Trafikte bana korna çaldılar!” diye terör estirecek kadar değişik ruh hallerime katlandığı için…

Yorum Bırak