Kemal Kılıçdaroğlu’na bir anne, bir kadın olarak ve bu ülkenin bir yurttaşı olarak teşekkür ediyorum

 OLEEEEEEEY!
Kemal Kılıçdaroğlu’na bu ülkede yaşayan bir anne, bir kadın, bir yurttaş olarak teşekkür ediyorum.
Bence müthişti Maltepe konuşması.
Sadece aklıyla değil, kalbiyle de konuştu.
“İşte bu ya!” dedirtti, “Sonunda ya, sonundaaa”
Sizi bilmem ama ben öyle dedim.
Kim ne derse desin, tarihe geçecek bir yürüyüş, tarihe geçecek bir miting ve tarihe geçecek bir konuşmaydı.
Çok etkilendim.
En başından beri etkilendim aslında…
Hayret de ettim.
69 yaşında bir insanın, “Hak, hukuk, adalet” diye 25 gündür yürümesinden, bu partiler üstü eylemin olaysız tamamlanmasından, hiçbir taşkınlığın yaşanmamasından ve Maltepe’de milyonların karşında, “Senin adaletin bizi yıldıramaz… Korku gömleğini çıkarıp çöp attık!” demesinden…
“9 Temmuz bir sonuç değil, bir başlangıç… Demokrasi mücadelemiz bugün başlıyor” demesinden…
Ne yalan söyleyeyim, gözlerim doldu, ara ara ağladım da…
Gazeteci olmam, yurttaş olmama engel değil, yaşanan adaletsizlikleri, haksızlıkları görmeme ya da gömmeme de engel değil…
Zaten duygularıyla hareket eden, yaşayan, soran ve yazan bir insanım…
İtirazınız varsa geç kaldınız.
25 yıldır kadar!!!
Yeni bir şey değil yani benim duygularımı da yazdıklarıma katmam; o yüzden, soğukkanlı, mesafeli ve politik olmamı bekleyen yoktur zaten.

Evet, sert konuştu ama kimseye hakaret etmedi ve aslında hepimizin bildiği şeyleri söyledi.
Ama biz, bildiklerimizin bu kadar gümbür gümbür seslendirilmesine alışık değiliz.
Uzun bir süredir bir sürü şey gömülerek yazılıp çiziliyor. Var gazetelerde güya, ama yok! O yüzden dün, “çıplak” dinledik her şeyi.
Mazlumların hakkı için yürüdük dedi. Hapisteki milletvekilleri için yürüdük dedi. Tutuklu gazeteciler için yürüdük dedi. Üniversiteden haksız yere hocalar ve kamu görevinden atılan memurlar için yürüdük dedi. Tek adam rejimine karşı olduğumuz için yürüdük dedi.
FETÖ’ye karşı olduğumuz için yürüdük dedi. Nuriye ve Semih için yürüdük dedi. Korku iklimi yüzünden konuşamayan iş dünyası için yürüdük dedi. Yargı, siyasetin emrine verildiği için yürüdük dedi. “Saraydan talimat geldi, biz kararı öyle verdik diyorsanız koltuklarınızı boşaltın, oraya onurlu, dik duran namuslu yargıçlar gelsin!” dedi.
Daha ne desin???

Samimiydi, uzansan dokunabileceğin bir mesafedeydi, hitabeti şahaneydi, insandı çünkü, makine gibi konuşmuyordu, canı yanan ve canı yanan insanları anlayan bir insan gibi konuşuyordu.
Bence siyaset de yapmıyordu.
Fark bu…
Gerçekten bunları söylemesi ve yapması gerektiğine inanıyor.
Karısı da ailesi de çocukları da çok sahici.
Ve tüm o kalabalık…
Onlara da şapka çıkarıyorum.
Nasıl oluyor da “Sadece 175 bin kişi” diye açıklama yapılabildi, inanılır gibi değil, ayıp yani, zekâmızla alay etmek… Gözümüz var, görüyoruz…
Demokrasi mücadelesinin başlangıcını hepimiz dün birlikte izledik, bütün hücrelerimize kadar yaşadık.
Kısacası, “adalet direnişi”, benim gözümde son derece başarıyla tamamlandı.
Ve şimdi her şey başlıyor…
Ben de yeni bir sayfanın açıldığına, bugünden sonra her şeyin daha farklı olacağına inanıyorum, bir günde değil belki, ama zaman içinde…
Teşekkür ederiz
Kemal Kılıçdaroğlu!

AK TROLLÜK ZEKÂSIZLIK VE SEVİYESİZLİK Mİ DEMEK?

“SURİYELİ genç anne ve bebekleri için adalet isteyecek misin! Sende o yürek var mı? Yoksa, ‘Hep bana, hep bana mı adalet’ diyorsun? Yazsana, o zavallı kadın için de iki satır ama yazmazsın sen! Suriyelilerden nefret ediyorsun…”
Sen kimsin ki, benim yerime karar veriyorsun!?
Son günlerde sosyal medya hesabımdan bine yakın AK Trol’ü blokladım, Eskiden laf anlatmaya çalışıyordum, “Bu nasıl bir mesaj!? Siz çıldırdınız mı? Kendine insan diyen birinin böyle bir vahşeti kınamaması, lanetlememesi mümkün mü?” diye yazıyordum.
Bu sefer de başlarda yazdım.
Ama sonra baktım ki, içinde zekâ kırıntısı olmayan, sırf düşmanlık olsun diye yazılmış mesajların, hakaretlerin, küfürlerin ardı arkası kesilmiyor…
Sıfır takipçili parayla tutulmuş tipler…
Eskiden, “O da görüşünü söylesin!” diyordum.
Ama artık ortaya çıktı ki, bunun görüş söylemekle alakası filan yok; bu, akıllarınca bir bastırma tekniği…
Ben ne yapsam, ne söylesem, ne paylaşsam çekirge sürüsü gibi saldırıyorlar.
Ben de siliyorum.
Sonra kendi kendime şunu derken buldum, “Trol dediğin de bu kadar zavallı, bu kadar eğitimsiz olmamalı! Trollüğün de bir raconu, seviyesi olmalı…”
Ama ne yazık ki yok.
Onları uzaya şutluyorum!
Bilgisayar oyunu gibi, onlar ateş ediyor, ben yok ediyorum…

SEN, UZAYA POSTA!!!

BU ülkede, kundaktaki bebeğe cinsel istismar uygulayan ruh hastaları var, otobüste kadına tecavüz eden ruhu sapık erkekler var, cinsel istismarcı kendine öğretmen diyen Allah’ın belası aşağılıklar var, trans bireylere tecavüz edip yakanlar var…
Ben yıllardır ne yazıyorum?
Elimden geldiği kadar bütün bunlara değiniyorum.
Suriyeli 9 aylık hamile Emani’ye ve bebeklerine yapılan vahşete karşı çıkmamam mümkün mü?
Ben her türlü erkek şiddetine, zulmüne, vahşetine, hainliğine, seviyesizliğine, ilkelliğine, barbarlığına karşı çıkıyorum, çıkacağım da…
Ama senin anlaman mümkün değil. Kusura bakma, sen uzaya posta!!!!

Yorum Bırak

twenty − twelve =