Kadına yönelik erkek şiddeti açısından felaket bir yıl geçirdik!


Bir yıl daha bitiyor! Meşhur Merriam-Webster sözlüğü, yılın kelimesi olarak ‘feminizm’i seçti. Kelime, 2016’ya kıyasla yüzde 70 daha fazla aranmış. Biz de yıl biterken, Türkiye’ye feminizm gözlüğünden bir bakalım dedik. Lafa gelince herkes isyanlarda ama gerçek hayatta değişen hiçbir şey yok! 52 bin 826 kadın, şiddet gördüğü için koruma altına alındı. Her gün 350 kadın, şiddet gördüğü için kolluk kuvvetlerine başvuruyor. Ama her yıl, her ay, her gün kadına yönelik erkek şiddeti artıyor. Konusuna çok hâkim iki hukukçunun kapısını çaldım, buyurun buradan okuyun…

AVUKAT SELİN NAKIPOĞLU:
GÜNDEMDE KADIN YOK, ‘KUTSAL AİLENİN BEKASI’ VAR!


2017 kadınlar açısından nasıl bir yıldı?
– Felaket! Kadına ve çocuğa yönelik erkek şiddetinin hız kesmediği; dahası, kazanılmış haklarımızı kaybetme noktasına geldiğimiz bir yıldı! Sokak ortasında kadınlar bıçaklanırken, kurşunlanırken ve şiddetin her türüne maruz kalırken, gerekli önlemleri almak yerine duruma seyirci kalındı!

2016’yla kıyaslarsak, 2017’de daha çok kadın mı katledildi?
– Valla devletin tuttuğu istatistikler olmadığı için, haber ağı Bianet’in verilerine bakıyoruz. Kasım ayı itibariyle 257 kadın, erkek şiddetine maruz kalmış. 2016’da katledilen kadınların sayısı 261. Henüz aralık ayını bilmiyoruz. İntihar görünümlü cinayetler ve Suriyeli göçmen kadınların maruz kaldığı şiddet de bu rakamlara dahil değil. Zaten sorun da rakamlar değil, rakamlar ne kadar büyük olursa olsun kimsenin ilgilenmemesi… Her gün beş erkek, kadınlar tarafından öldürülseydi böyle mi olacaktı?

EN AĞIR ŞİDDET, BOŞANAN KADINA


Gerçekten kadınların yüzde 70’i boşanmak istediği için mi cinayete kurban gidiyor?
– Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Hacettepe Üniversitesi’ne yaptırdığı araştırmaya göre, şiddetin en ağır biçimine, boşanan ya da eşinden ayrı yaşayan kadınlar maruz kalıyor. Çünkü önleyici ve koruyucu tedbir mekanizmaları çalışmıyor. Bu önemli yasal düzenlemelerin kâğıt üzerinde kalması için sanki gizli bir mutabakat var. 2016’da mecliste hazırlanan Boşanma Komisyonu Raporu bunun kanıtı değil mi? Görüşmelere sivil toplum örgütlerini çağırıyorlar ama sonra kovuyorlar. Çünkü gerçekleri duymak dahi istemiyorlar. “Yeter ki aile birliği bozulmasın! Olur öyle karı-koca arasında… Siz de her şeye şiddet diyorsunuz! Boşanmak mı, yok canım, gel boşanma danışmanlığı verelim sana… Bak hemen unutacaksın!” Bu mu şiddet ile mücadele? Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, “Koruma kararı altında öldürülen kadın yok!” diye beyan veriyor, çünkü gündemde kadın yok, ‘kutsal ailenin bekası’ var!

ŞİDDET VARSA UZLAŞMA TEKLİF DAHİ EDİLMEMELİ

Artık katiller ortalık yerde, herkesin önünde öldürüyor kadınları. Bu cüret nereden kaynaklanıyor?
– Mevcut iktidar, izlediği politikalarla, yargı sürecinde gereken önlemleri almak bir yana erkek şiddetini besliyor. Varsa yoksa arabuluculuk ve uzlaşma! Oysa şiddetin olduğu yerde, arabuluculuk ve uzlaşma mekanizmaları işleyemez. Mesela eski sevgilinin fiziki şiddetine mi maruz kaldın? Hop kendini uzlaştırmacı önünde buluyorsun. Oysa sen onun cezalandırılmasını istiyorsun. Uzlaşamayınca tekrar dava kaldığı yerden devam ediyor, tamam ama vakit geçmiş oluyor.

Koruma kararları çıkıyor ama cinayetler asla durmuyor…
– Çünkü Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele etme kararlılığı yok. Acı olan, istek de yok! İktidarın gerçekten mücadele etmesi, ‘mış’ gibi yapmaması gerekir. Şiddet söz konusuysa, arabuluculuğun ve uzlaşmanın teklif dahi edilmemesi lazım. Ayrıca “Cezalar ağırlaştırılmalı!” diye olaya göre verilen fevri açıklamalar, “Hadım istiyoruz, idam istiyoruz!” çıkışları mücadeleye oldukça zarar veriyor. Israrla altını çizmek istiyorum, Türkiye’de sorun yasal mevzuat sorunu değil, yasaların uygulanmaması sorunu. İşte o verilen kararlar bu yüzden işe yaramıyor.

HÂLÂ İYİ HAL İNDİRİMİ UYGULANIYOR

Mevcut durum nedir?
– Hâlâ her dört kadından biri, boşanmak istediği için öldürülüyor. Hâlâ sanığa iyi hal indirimleri, kravat taktı indirimleri, duruşmayı takip etti indirimleriyle verilen cezalar tırpanlanıyor. 2017’de dayak yediği için evden ayrılmak isteyen kadına destek olan, güç veren bir sistem hâlâ yok! Tam tersine, kadının elini kolunu bağlayan, onu geriye götüren düzenlemeler mevcut. Bunu kim mi yapıyor? İktidar, onun STK’ları ve yayın organları…

DEĞER DENİZ DAVASININ SONUCU YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜRDÜ

Bu sene, evinde öldürülen müzisyen Değer Deniz davasında alınan sonuç yüzümüzü güldüren nadir vakalardan biriydi. Siz de o davanın avukatıydınız…
– Mahkeme, sanığın indirim hayaliyle, kadının bedenini, yaşamını hedef alan ‘cinsiyetçi savunmalarına’ itibar etmedi. Cezayı kırpmadı, takdiri indirimleri uygulamadı. Ama bu da yine, kadınların mücadelesiyle oluyor.

Sizin için bu yıl yaşanan en vahim vaka hangisiydi?
– Geçen hafta sosyal medyada izlediğim, araştırınca Nisan 2017’de Ümraniye’de bir otel lobisinde çekildiğini öğrendiğim video… Katil Hakan K., herkesin gözü önünde Duygu’yu hunharca bıçaklayarak katletti ve çevredekiler Duygu’nun “Yardım edin” çığlıklarına kulaklarını tıkayarak olay yerinden kaçtılar. Ben bu üç maymunu oynama haline inanamıyorum. Hiçbir zaman da inanamayacağım!

29 YIL CEZA YEDİ AMA TUTUKLANMADI
Geçen ay, amcası tarafından cinsel istismara uğramış bir çocuk müvekkilimin davası sonuçlandı. Sanık 29 yıl hapis cezası aldı ama tutuklanmadı. Yargılama boyunca da tutuksuzdu. Mahkeme salonunda isyan ettim. Dedim ki, “Bu çocuk dokuz yaşında. Erkek cinsel organını nasıl bu kadar ayrıntılı anlatabilir? Bu adam 29 yıl yedi ve siz onu serbest bırakıyorsunuz. El insaf!” Artık gerçekten tahammül edemiyorum. Cinsel saldırı ve cinsel istismar konusunda kuvvetli şüphe varsa, tutuklama nedeni var sayılır. Ortada hüküm var, 29 yıl! Ama tutuklama yok. Ben bunu şiddete maruz kalana anlatmakta çok zorlanıyorum. Hele çocuksa çok daha zor…

MOR ÇATI KADIN SIĞINAĞI VAKFI KURUCUSU AVUKAT CANAN ARIN:
ERKEK ŞİDDETİNİN, ÖNÜMÜZDEKİ YIL DA AZALACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM


Kadına yönelik erkek şiddeti perspektifinden bakarsak, nasıl bir yıldı?
– Bana “Kadına yönelik erkek şiddeti” demeyin. Baki’nin mısralarıyla, ‘Bir dokun, bin âh işit kâse-i fağfurdan’ durumu oluşuyor ve durmam mümkün olmuyor!

Durmayın o zaman…
– Peki. Beş yaşındaki kız çocuğuna, beş yaşındaki erkek çocuğunun ayağını yıkattılar! Neymiş? İmeceymiş! Kendini kadından üstün görme görgüsüzlüğü, bilgisizliği, terbiyesizliği ve haysiyetsizliğiyle malûl erkek zihniyeti, bunun başlıca sorumlusu. Kadına yönelik erkek şiddetinin temel nedeni de, kadın-erkek eşitsizliği! Türkiye’de AKP politikaları ne yazık ki bu eşitsizliği, ilkokuldan itibaren çocukların zihnine nakşediyor.

KADININ BİREY OLMASI ÖNLENİYOR

Neden?
– Kadınlar güçlendikçe, haklarının farkına varıp onları kullanmaya çalıştıkça, iktidarlarının sarsılmasından korkuyorlar. Bu korku, iktidarın bir parçası olan yargıya da yansıyor. Bu nedenle kadın cinayetlerinde ‘iyi hal’ indirimi var. Bu nedenle yargı, şort giydiği için otobüste kadını tekmeleyen, sokaktaki kadına saldıran erkekleri koruyor ve hiçbir yaptırım uygulamadan serbest bırakıyor. Böylece erkek şiddetine yeşil ışık yakıyor. Kadının birey olması önlenmeye çalışılıyor. “O saatte sokakta ne işin vardı?” veya “Neden öyle giyindin?” gibi yargıların muhatabı kılınıyor. Asıl istenen de kadını kamusal alandan silmek. Daha da korkuncu, bazı kadın yargıçlar, 6284 sayılı yasanın işlerini yapmalarını engellediğini ileri sürüyor. Çünkü bunu ‘iş’ten saymıyorlar! Gazetede okuduğum her kadın cinayeti haberinden sonra bu yargıçları hatırlıyor ve “Acaba ne hissediyorlar?” diye düşünmeden edemiyorum. Bazıları da şiddet uygulayan ‘zavallı adam’ın nereye gideceğine üzülüyor ve vahlanıyorlar! Uyguladıkları şiddet nedeniyle çocuklarını göremeyen o ‘zavallı babalar’, kadınları öldürmenin hakları olduğuna inanıyorlar.

Bu yıl Boşanma Komisyona Raporu da çok konuşuldu…
– Evet, raporun sonuç kısmında kadını, ekonomik açıdan tamamen zayıflatarak boşanmasını engellemek ve erkeğin en önemli egemenlik alanını korumak amacıyla nafakaları sınırlamaya çalışıyorlar.

Peki ya 6284 sayılı yasa?
– Örneğin Yeni Akit gazetesi, şimdi bu yasayı diline dolamış durumda. Bu yasa, ‘yuva yıkıyor’muş! Öyle ya, yuva dediğin, kadının tamamen ezildiği, dövüldüğü, can güvenliğinin olmadığı, köle olarak çalıştırıldığı, kuluçka makinesi görevi gördüğü bir yer! Erken evliliğin desteklenmesi, müftülere nikâh kıyma yetkisinin verilmesi, nafakanın ortadan kaldırılmaya çalışılması, kadın talep ettiği takdirde boşanmanın zorlaştırılması, kız çocuklarının okutulmasının önüne geçilmesi, Diyanet İşleri’nde çalışan birinin, sorumsuzca erkeklere, SMS’le, faksla, telefonla ‘boş ol’ diyerek boşanmanın mümkün olacağını müjdelemesi (!), başımıza daha neler gelebileceğinin göstergeleri. Bu nedenle, kadına yönelik erkek şiddetinin önümüzdeki yıl da azalacağını düşünmüyorum!

‘BEN DE’ KAMPANYASI BİZDE NEDEN TUTMADI?

Tüm dünya, me too/ ben de kampanyasıyla tacizcisini teşhir eden kadınlarla çalkalandı. Herkes cesurca önce çıktı ve “Ben de tacize uğradım” dedi. Bizde neden aynı şey olmadı?
– Çünkü bunu Türkiye’de yapmak daha zor! Kampanyanın işe yaraması için, bu suçu işleyenlerde utanma duygusunun var olması gerekir. Türkiye’de böyle bir kavram ve duygu artık kalmadı ne yazık ki!

(*) 6284 sayılı yasa: Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa.

Yorum Bırak

seventeen − 8 =