Hande Soral fotoğrafı yanlıştı


BACAĞINI kapat!
– Doğru otur…
– Kızım, erkek gibi oturma, bacaklarını birleştir otur!
– Eteğin sıyrıldı, düzelt…
– Aman elbisenle koşma, iç çamaşırın görünür.
– Sutyenin askısı ortada, kapat.
– Aman dikkat! Memelerinin uçları belli oluyor!

SAÇMALIK SARMALI

Bu cümlelerden tonlarca sayabilirim size…
Biz bu ülkenin kadınları olarak böyle büyüdük, bu nasihatleri dinleyerek…
Sürekli ikaz edilerek, uyarılarak.
Sırf bu yüzden, memeleri belli olmasın diye kambur dolaşan bir kadın nesli var bu ülkede.
Hep bir şekilde dikkat etmemiz gerekiyordu.
Çünkü “öküz” erkeklerle doluydu bu ülke.
Çünkü affetmezlerdi.
Ya saldırırlar ya taciz ederler ya dedikodunu yaparlar, seni insan içine çıkamaz hale getirirlerdi.
O yüzden hep kendimize çekidüzen verip, “hanım hanımcık” olmamız gerekiyordu.
Ama erkekler bacakları ayrık oturursa bir mahzuru yoktu.
Onlara karışan da yoktu, bir yere oturdular mı, bacaklarını pergel gibi açabiliyorlardı.
Onlar erkekti, her şeyi yapabiliyorlardı.
Böyle bir “saçmalık sarmalı”nda geçti çocukluğumuz.
Ben gerçi çok iplemedim, iplemek zorunda kalmadım.
Ama işte ne kadar iplemesem de ben de bu baskıdan nasibimi aldım…

DONUN GÖRÜNDÜ!

Dün Yonca Tokbaş yazmış, küçükken ailesi onu Fransız okuluna göndermek istemiş.
Ama çevreden “Türk okulu varken niye Fransız okulu?!” diyenler de olmuş. Bunun üzerine Türk okuluna götürmüşler Yonca’yı.
Türk okulunda bir erkek çocuk ona, birlikte oynarlarken “Donun göründü!” demiş.
O da mutsuz mutsuz eve dönmüş, “O okulda donun göründü diyorlar, ben öbür okulu istiyorum!” diye.
Ve neticede Fransız okuluna gitmiş.
Yonca’yı çok iyi anlıyorum.
Evet, bizim ülkemizde bütün kız çocuklarına “Donun göründü!” deniyor.
Ve hep donunun görünmemesi gerektiği, görünürse ahlaklı olmayacağın empoze ediliyor.
Hele şimdilerde…
“Güzel ahlaklı bir kız” olmak istiyorsun, yüksek sesle gülmeyeceksin, kahkaha atmayacaksın, hamileyken dar şeyler giymeyeceksin, o koca karnını kimsenin gözüne sokmayacaksın, ağırbaşlı olacaksın, mümkünse evden çıkmayacaksın, kürtaj yaptırmayacaksın, kızlı-erkekli yaşamayacaksın, tecavüze uğrasan bile çocuğunu doğuracaksın, sevgilinle bankta yan yana oturmayacaksın, öpüşmek, ele ele tutuşmak… Asla!
Sevişirsen aman Allah’ım!

İKİYÜZLÜ AHLAK ANLAYIŞI

Ben küçükken çok hızlı koşardım, ağaçlara acayip iyi tırmanırdım, kukada, yakartopta şahaneydim…
Erkek çocuklarından daha hızlıydım ama neticede bir kızdım işte…
Bir keresinde gömlek vardı üzerimde, nasıl oldu bilmiyorum, koşarken düğmeleri açıldı, memelerim filan da çıkmamıştı, dümdüzdü ama işte bütün mahalleye rezil oldum: “Ayşe’nin memeleri göründü!”
Utanç içinde kaldım.
Allah’tan evde bu tür şeylere prim vermeyen bir Mami vardı, “Amaaan taktığın şeye bak!” diye güldü geçti…
Ben biraz o sayede yırttım.
Evde, “Eyvah! Memelerin göründü, bittik biz!” diyen bir annem olsaydı, sokağa çıkamayan ezik bir kız olup gitmiştim.
Bense daha o yaştan bu ikiyüzlü ahlak anlayışına itiraz ettim.
Şimdi vız geliyor, tırıs gidiyor.

KADINA BAKIŞ HASTALIKLI

Biz, benim çocukluğumdan beri ileri gitmedik.
Aksine geri gittik.
Artık kadına karşı her türlü zulüm mubah.
Hatta tavan yapıyor!
Kadın, özgürlüğünün peşinde koşmak bir tarafa, canının derdine düşmüş durumda.
Kadına bakışı hastalıklı insanlarla yaşıyoruz.
Bu sapık bakış yüzden kadınlar dövülüyor, taciz ediliyor, tecavüze uğruyor, yakılıyor, öldürülüyor, katlediliyor.
Bu ülkede hepimize büyük bir sorumluluk düşüyor:
Kadına karşı cinsiyetçi davranmamak.
“Ben magazin yapıyorum. Ayrıca ne var bunda? Dünyanın her yerinde bu tür fotoğraflar basılıyor. Merkel’in de bu tür fotoğraflarını basıyorlar!” deyip içinden çıkamayız.
Merkel, Almanya’da yaşıyor.
Orada kötü sonuçları olmuyor ama burada oluyor.
Orada bizimki gibi akıl almaz cinayetler de işlenmiyor, işlense de orana vurursak devede kulak kalıyor.
Biz o ülkeleri ve o haberleri emsal göstererek işin içinde sıyrılamayız.
Hepimizin sorumluğu var.
Kelebek’in de…

SORUMLULUK HEPİMİZİN

Üstelik Kelebek öyle sıradan magazin yapan, modası geçmiş bir gazete değil…
Artık gündemden kalkmış, eski moda frikik magazinini tutan bir gazete hiç değil.
Yaratıcı ve içerikli magazin yapmak için uğraşıyor, başarıyor da…
Ama Hande Soral’ın “Rüzgârın azizliğine uğradı” fotoğrafı yanlıştı.
Hataydı.
Ama olur, herkes hata yapabilir.
Ha Hande çıkar der ki, “Yoo, beni hiç rahatsız etmedi!”, o zaman bir mesele yok.
Ama demedi kız.
“Mutsuzum” dedi, “Çaresiz bir anında çekilmiş fotoğrafı basmışsınız, nasıl yaparsınız, buna hakkınız yok!” dedi.
Haklı.
Kadına şiddetin, mobbingin, tacizin, tecavüzün tavan yaptığı bu ülkede bunu yapmamak lazım. Kadınlarla ilgili fotoğrafları basarken iki kere düşünmek lazım.
Kadına şiddet sorununun bu ülkede halledilmesini istiyorsak, hepimize sorumluluk düşüyor…

Ağzımdaki kötü tat

Ensar Vakfı konusunda, ağzımda kötü bir tat var.
Bozuk bir yemek yemişim gibi.
“Neden?” diye düşününce anlıyorum ki, bir insanlık suçunun işlendiği bir vakfın savunulması yüzünden.
Tabii ki kurunun yanında yaş da yanmasın, biri böyle bir suç işledi diye bütün bir kurum suçlanmasın…
Amaaaaa vapurdan çıkan el ele tutuşan kızlı-erkekli gençler ahlaksız davranışlar içinde değerlendiriliyorsa, bankta kızlı-erkekli yan yana oturmasınlar diye bar bar bağırılıyorsa…
El insaf!
10 çocuğa tecavüz edilen bir vakada, bu vakfın hiç mi sorumluluğu yok?
Bu insanı denetlemeyen, bu çocuklar ne durumda diye kontrol etmeyen vakıf sorumlularının hiç mi günahı yok?
Mümkün böyle bir şey?!
Zeytinyağı gibi su yüzüne çıkabilirler mi?
O yüzden ağzımdaki tat kötü.
Eminim sizin ki de
farksızdır…

Yorum Bırak

fourteen + four =