Hak ettiğin gibi yaşa!

Ve huzurlarınızda Doçent Dr. Nuri Haksever… Birkaç gündür elimden bırakamadığım kitabın yazarı…

‘Hak Ettiğin Gibi Yaşa: Daha Genç, Daha Zengin, Daha Mutlu’.

Önce kendi içimde tartıştım ben bu kitabın ismini. Sonra kabul ettim, yok hepimiz bunu istiyoruz! Daha genç, daha zengin ve daha mutlu olmayı… Ama bunu nasıl becereceğimizi bilmiyoruz. Nuri Haksever ilginç bir kitap yazmış, kuantum anlatmış ama anlayabileceğimiz şekilde…

O, bir ‘birinci’… Gerçekten parlak biri… Tıp fakültesi dahil bütün okullarını birincilikle bitirmiş. MD Anderson Cancer Center’da interferon tedavisi üzerine eğitim almış ve 1996’da endokrinoloji doçenti olmuş.

Yıldızlı pekiyili bir hayat hikâyesi var, donanımlı biri yani. Demek istiyorum ki, elimde tuttuğum kitap, birkaç kursa gidip, kişisel gelişime merak saran birinin kitabı değil.

Ben Mumbai-İstanbul arası bir uçak yolculuğunda keyifle okudum kitabını, çünkü bir nehir söyleşi. Ben de röportajcıyım ya kıskandım, ben olsam neler sorardım diye notlar aldım ve sordum…

nuri-haksever-4

Kafadan giriyorum. Nasıl yani, hasta olmayı biz mi seçiyoruz?

-Kesinlikle!

Peki farkında değil miyiz bunun?

-Tabii ki hayır! Aslında birçok şeyi, farkında olmadan yapıyoruz ve sonucunda seçimlerimizin bedelini ödüyoruz. Bu durum hayatımızın her alanında böyle, sağlık dahil. Yediklerimiz ya da yemediklerimiz ve sahip olduğumuz duygu ve düşünceler farkında olmadan hastalık tohumunu ekiyor.

Her şey bizim elimizde!

-Evet.

Bunu biraz açalım…

-Yaptığımız tercihler kaderimizi oluşturuyor. Çoğu zaman, tercih yapmadığımızı düşünüyoruz. Oysa, karar vermemek ve harekete geçmemek bile bir tercih! Farkındalığımız düşük olduğu için, bilincimiz bunu anlamamıza izin vermiyor. Kuantum bunu çok iyi açıklar. Geçmişe bakıp düşündüğümüz zaman, kaderimizin, tercihlerimizin sonucu olduğu aşikârdır.

Madem tercihler kaderimizi oluşturuyor, o zaman soruyorum, fakirliği değil, varlığı nasıl seçeceğiz mesela?

-Zenginlerle fakirler arasında düşünce biçimi farklılığı var.

Nasıl yani?

-Bilgi ve bilinç bir arada olduğunda sonuca ulaşabiliriz. Görünen durum şu: Fakir olan, yokluğa odaklanıyor. Zengin olansa varlığa…

Bardağın boş ya da dolu tarafını görmek gibi mi?

-Aynen öyle. Bunun sonucunda da, ya bahaneler devreye giriyor ya da nedenler. Sohbetinizden davranışınıza kadar her şeyi belirleyen, beyninizin bahane bulma veya neden yaratma biçimi. Fakir düşünce biçimi, elinde olmayana odaklanır ve bahane üretirken, zengin düşünce biçimi, hedefine nasıl ulaşacağıyla ilgilenir!

Başarıyı nasıl seçeceğiz?

-Şu hayatta, farkında olmadan yaptığımız seçimler, bize yeni bir yaşam alanı yaratıyor. Önce bunu idrak edeceğiz. Aslında yarattığımız bu yeni alan, bizim deneyimimiz ve sınavımız. Bu sınava ihtiyacımız olduğu için, farkında olmasak bile yarattığımız bu durum, bizim başarıya ulaşmamız için gerekli. Bu engeller bizi başarılı kılacak. Çoğu zaman sorunları bahane olarak kullanıyoruz ve yarı yolda kalıyoruz! Kuvvetli bir hayalin varsa, bu engeller güçlendirir ve artık seni hiçbir şey durduramaz.

‘İstemek’ten bahsediyorsunuz. İstemenin bir yöntemi mi var?

-Evet! Çocuk saflığıyla, kalpten ve güçlü bir inançla istememiz lazım. Mektubu yazıp postaya verir gibi isteğimizi evrene gönderip, unutmalıyız.

Neden unutmak gerekiyor?

-Eğer unutmazsan, isteğin kafanı meşgul edecek. Aklın, istediğinin olamayacağına dair devamlı sana mesaj gönderecek ve sonuca ulaşamayacaksın da ondan! İstemene rağmen olmayacağına inanıyorsan, olmayacaktır. Fakat gerçekten inanıyorsan zaten gerekli olan eyleme geçersin.

‘Çocuk saflığıyla’ istemek ne demek?

-Safça istemek, aklı devre dışı bırakmak anlamına geliyor. Akıl, günlük yaşamda ve çevremizde olanlardan etkileniyor. Bu da bir engel. Olmasını arzu ettiğin hayali, kalbinde hissetmen ve olumsuz bir duygu ve düşünceyi işe karıştırmaman gerekiyor. Ne yapıyorsan yap, amacını belirle ama sonra yaptıklarını, amacın nedeniyle değil, sadece yapman gereken şey olduğu için yap! Cüzdanında paraların düzgün yerleşmesi gerekiyorsa yerleştir ama değerini bilerek yerleştir. Para kazanma hırsıyla değil.

Peki bu anlattıklarınızı okuyanlar derse ki, “1 milyon lira param ve mutlu bir ailem olsun istiyorum”. N’apacaklar?

-Önce bir hedef oluşturacaklar. Ama neden bu hedefi oluşturduklarını da anlamaları gerekiyor. Eğer bu hedef, onların yaşam amacı için uygun değilse ya da kendilerine bunu anlatamıyorlarsa; onlara, bu istekleri değil, o anda ihtiyacı oldukları şey verilecek. Ama gerçekten hazır olduklarında, yaptıkları ve iletişimde bulundukları insanlar, onların geleceğinde ve hedefe ulaşmalarında önemli rol oynayacaklar.

ŞÜKREDEN İNSANA VİRÜSLER BİLE ETKİ EDEMİYOR

Şükretmenin önemini de vurguluyorsunuz. Şükretmek, vücudumuzda hangi mekanizmaları çalıştırıyor?-Bizim aslında sadece görünür bedenimiz yok. Enerji bedenimiz de var! Ve vücudumuz, hem kimyasal hem de enerji düzeyinde çalışıyor. Görünmeyen stresin oluşturduğu ‘görünür serbest radikaller’, hastalanmaya sebep oluyor. Şükretmekse, yaydığı enerji ve antioksidan etkiyle, bağışıklık sistemimizi kuvvetlendiriyor. Şükreden insanın, hücreleri kalkanla korunur gibi oluyor ve virüsler bile ona etki edemiyor. Antioksidan etki de, yaşlanmadan kansere kadar pek çok durumda koruyucu olduğu için, şükrederek daha genç ve sağlıklı olabiliriz.

SEVGİLİN SENİ TERK ETTİYSE BİLE SEBEP SENSİN!

Özetle diyorsunuz ki, sevgilinizin terk etmesinin sebebi bile sizsiniz!

-Doğru.

Nasıl yani?

-Altta yatan başlıca iki konu var. Birincisi, farkında olmadan yaptığımız seçimler. İkincisiyse, isteğimizin değil, ihtiyacımız olanın bize verilmesi. Bu iki konu anlaşılırsa, isteklerimiz gerçekleşir. Seçimlerimizin altında yatan neden, çoğu zaman kendimizi değersiz hissetmemiz. Çevrenden sevgi isteyemediğinde acınma duygusuna razı oluyorsun. Bilinçaltı dürtüler, seçeneklerimizi ve davranışlarımızı etkileyebiliyor ve bizi çok seven bir insanı kendimizden uzaklaştırabiliyoruz.

EN BÜYÜK TEHLİKE KENDİNİ ÇOK AKILLI GÖRMEK

Bir de kitapta, kendimizi çok akıllı gördüğümüzü ve bunun, bizim için en büyük tehlikelerden biri olduğunu söylüyorsunuz. Neden?

– Akıl devreye girdiğinde, istediğin hayalin olmayacağına dair sana bir mesaj gönderir ve inancını bozar. Çünkü akıl, senin bu dünyada, diğer insanlara kendini kabul ettirme biçimin. Oysa adı üzerinde ‘hayal’, bugün yoktur ve gelecekte oluşması sana bağlıdır. Hayal ettiğin şeyin gerçekleşmesi için ona gönülden inanmalı ve devreye başka bir şey sokmamalısın. Sonra eylem devreye girmeli. Akıl, başka insanların düşüncesini esas alır ve harekete geçmeni engeller. Aslında akıllı hareket ettiğimizi zannederken, aklın esareti altına gireriz ve geleceğimizi yok ederiz.

KİM OLACAĞINIZI EN YAKININIZDAKİ 5 KİŞİ BELİRLER

‘İnsan diyeti’ diye bir şey var mı? Yani bizi aşağı çeken insanları hayatımızdan çıkarmalı mıyız?

-Kesinlikle öyle!

E bu, çok acımasız değil mi?

-Hayır. En çok zaman geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır insan. O yüzden de olmak istedikleri insanlarla birlikteliği seçmeli ve gelişimlerine katkıda bulunmayanlarla görüşmeyi minimuma indirmeliler.

Yorum Bırak

eleven − 10 =