GAMZE ÇUHADAROĞLU

Emzirmenin mucizesi

Şimdiden, hepinize şahane bir bayram diliyorum. Ama sizi, tamamen de bensiz bırakmak istemedim! Geçtiğimiz hafta, ‘Emzirmenin Mucizesi’ adlı bir etkinliğe katıldım. Numil Gıda Genel Müdürü Gamze Çuhadaroğlu davet etti. “Benim çocuğum olmuş sekiz, ne emzirmesi Gamze!” dedim. “Olsun, sen gel, eski tecrübelerini anlat. Bize mutlaka farklı bir bakış açısı getirirsin” dedi. Annelikle ilgili ‘uzman konuşmacı’ gibi davet edilmek pek hoşuma gitti. Koşa koşa gittim. Mehmet Turgut ve Şengül Pallı’nın fotoğraf sergisi vardı, çok da güzeldi. Etkinliğin sebebi: Emziren bütün anneler, vitamin ve mineral kaybı yaşıyor. Numil de, bu kaybı gidermek için yeni bir ürün, sütlü bir içecek geliştirmiş. Gamze çıktı bir sunum yaptı, ben de kendi konuşmamı… Aşağıda okuyacaksınız…

GAMZE-CUHADAROGLU-1

HAMİŞ: Bu etkinlikte konuşma yaptığım için, Adana’da dünyaya gelen dördüz erkek bebeklerine, Gamze ve ekibi, üç yıl boyunca besin takviyesinde bulunacak. Dördüzlerin annesi ne kadar sevindi anlatamam! Dördüne birden anne sütü yetiştirmesi imkânsızdı. Maddi durumları da iyi değil, desteğe ihtiyaçları var. Bu, onlara ‘bayram müjdesi’ oldu, havalara uçtular! Gamze’ye teşekkür ediyorum. Hadi ben kaçıyorum, size de bayramların en güzelini diliyorum. Haftaya görüşmek üzere…

O YASAK, BU GÜNAH

Can Yücel’in bir lafı var. Bayılıyorum… Kızına söylediği bir laf… Büyümeye başladığında… “Memelerini güle güle kullan!” diyor. Ben bundan daha şahane bir temenni düşünemiyorum. Hele bir babanın, kızına söylemesi, ayrıca güzel…

MEMELERİMİZDEN UTANDIK

Bizler, büyürken memelerimizden utandık… Suçluluk duyarak seviştik… Çünkü öyle yetiştirildik… ‘Seks’ ve ‘suçluluk’ iç içe girmiş kavramlardı. Her şey yasaktı, anasını satayım! Öpüşmeyeceksin, memelerini kimselere elletmeyeceksin… O yasak, bu günah! O yüzden de, bir babanın kızına, “Güle güle kullan memeleri” demesi, diyebilmesi… Fevkalade önemli. Kızına, bir ‘kadın’ olarak da değer veriyor. Daha da önemlisi, kızının ‘zevk alma hakkı’nı savunuyor. Güle güle, yani keyif alarak, “Kahkahalar atarak seviş” diyor.

GAMZE-CUHADAROGLU-2HEM ŞEHVET HEM ŞEFKAT

Gerçekten önemlidir kahkahalar atarak sevişmek, sevişebilmek… Memeler de önemlidir. Gerçi şimdi düşünüyorum da… Ben kadınlarla hiç bu konuda röportaj yapmadım, onlara, “Bedeninizin hangi organından en çok haz alıyorsunuz?” diye sormadım. Mesela meme, benim için o organlardan biri.Hatta, ‘The Organ.’ En büyük silahlarımdan biri. Başkasına da, kendime karşı da… Zevk alırım onlarla… Şehvet de duyarım, ama şefkat de… Gerçi ‘şefkat bölümü’nden, anne oluncaya kadar habersizdim…

ŞALTER NEREDE

Hatta hamile kaldığımda, bir ‘telaş’ sardı beni… Bir merak… Bir korku… 35’e kadar güle güle kullandığım memelerim, nasıl olacak da, ‘biberon’ haline gelecekti… Aklım bir türlü basmıyordu… Bir ‘şalter’ mi vardı? Hayat boyu sevişirken faydalandığım o hassas varlıklar, ‘şalter’i indirince, huşu içinde süt veren musluklara mı dönüyordu? Anneme sordum. “Düşündüğün gibi değil, yaşayınca göreceksin, alakası yok!” dedi.

MUHTEŞEM TECRÜBE

Dubai’de doğurdum, önce sezaryen istedim, çünkü tırstım ama sonra orada kurslara gittim, baktım ki, “Aaaa aslolan normal doğum!” Ama zamanı geçti, geçtiii… Bekledik, olmadı… Epidural sezaryene aldılar. Ömer vardı benimle doğumhanede, bir de doğum fotoğrafçısı Şengül Pallı… Veeee… Çoğunuzun yaşadığı, o muhteşem tecrübeyi yaşadım. Her şey gayet iyi geçti, sorunsuz geçti… Ben de her anına tanıktım.

MİNİK VANTUZ

Odadayız… Alya kucağımda duruyor, “Acıktı!” dediler… İçgüdüsel bir hareketle mememe götürdüm. Ne emzirme bilirim, ne bir şey… Öyle aval aval dediklerini yaptım. Ve birden, bütün damarlarımın çekildiğini hissettim… Minik ‘vantuz’, mememin ucuna yapıştı… Ve o küçük salak şey, ‘cof cof cof’ emmeye başladı. Ay nasıl mutlu oldum anlatamam! Birden kendimi ‘mutlu bir inek’ gibi hissettim. O andan itibaren de emzirmeyi çok sevdim, çok çok önemsedim… Üç saatte bir, dünyanın en önemli işini yapıyormuşum gibi hissediyordum.

HAZ TÜMSEKLERİ

Ve tuhaf olanı, benim ‘haz tümsekleri’, rafa kalkmıştı… Alya’yı emzirirken, gerçekten de sanki beynimde bir şalter iniyordu.. Hâlâ bu mekanizma nasıl çalışıyor bilmiyorum. Şalter, cinselliği nasıl devre dışı bırakıyor hâlâ anlayabilmiş değilim.

ŞEFFAF ZAR

Bir yıla yakın süt verdim. Ve benim için zamanın durduğu anlardı… Beyaz bir kanepe vardı Alya’nın odasında, ben orada müzik dinliyor, bebeğimi kucağıma alıyor ve emziriyordum… Hatırladığım en güzel zamanlar… Dünya umurumda değildi, mevsimler geçsin, güneş doğsun, batsın, yağmur yağsın, fırtına kopsun, insanlar gelip gitsin, ne istiyorlarsa yapsınlar, yeter ki bana, bize dokunmasınlar! Alya ve ben, ikimiz, sanki ‘şeffaf bir zar’ın içine giriyorduk. Korunuyorduk. Müthiş bir ‘bağ’ kuruluyordu aramızda ve günden güne güçleniyordu. Burada erkekler, haliyle, istemeden de olsa, biraz ‘dışarıda’ ve ‘fonksiyonsuz’ kalıyor. Dahil olamıyor… Çünkü bu sürecin hemen hemen, hiçbir anında onlara ihtiyaç duyulmuyor. O yüzden bu emzirme dönemi, erkeklerin genellikle hoşuna gitmiyor… Ama ben, halimden fevkalade memnundum!

KÜÇÜK BİR DOMUZCUK

Bir tek sorun, o zamanlar, annelerin eksilen minerallerini yerine koyan ürünler yoktu… Daha fazla sütüm olsun diye ‘kaynar’ içiyordum. Kaynar, Adana’ya özgür bir lohusa şerbeti… Tadı süper… Tarçın, karanfil, zencefil, havlıcan, su ve toz şeker… Kaynatıyorsun… Üzerine dövülmüş ceviz içi serpip… İster sıcak, ister soğuk, afiyetle içiyorsun! İşin raconlarından biri de, “Birinin sütün bol olsun!” demesi… Gerçekten sütün artıyor. (Ya da bana öyle geliyordu.) Amaa kilonla birlikte! Ben bir süre sonra, ‘küçük bir domuzcuk’ gibi etrafta dolaşmaya başlamıştım. Hamilelikten çok, süt verme ve emzirme döneminde kilo aldım. Sütüm bitecek diye ödüm kopuyordu çünkü… Belki o dönem farklı ürünler olsaydı, ben, aynı mutluluğa kilo almadan ulaşacaktım. O da tadından yenmeyecekti…

O KADAR SEVMİŞTİM Kİ

Bıraksalar ben, üç yıl da emzirirdim… Ama bir yılın sonunda -ki hiç başka gıda almadı Alya- dediler ki, “Çok iyi bir iş yaptın… Ama artık yeter!” Bir üzüldüm, bir üzüldüm… “Nasıl yani?” dedim. Aman Allahım, elimden hayattaki en önemli fonksiyonumu alıyorlarmış gibi hissettim. “Yok” dedim, “Dünya Sağlık Örgütü diyor ki, üç yaşına kadar anne sütü verilebilirmiş!” Ömer hayretler içinde baktı yüzüme, “Alya yürüyor olacak o zaman!” dedi. Diyeceğim, ben bu süt verme işini o kadar sevmiştim ki… Acılar çekerek bıraktım… Resmen pedagoglardan tüyolar alarak, depresyonlara girerek… Zaten hep gururla söylüyorum, bu çocuk meselelerinde ben hep çukura düştüm, sütü bıraktırırken, anaokuluna yazdırırken, onu, göz yaşları içinde otoparkta beklerken, hangi okul daha iyi diye kafayı yerken… Bir sürü, şu an düşününce saçma gelen şey… Ama anneliğin de bir tür manyaklık olduğunu biliyorum.

İKSİR GİBİ BİR ŞEY

Ben, anne sütünün, büyülü, sihirli bir şey olduğuna inanıyorum… İksir gibi bir şey! Hayatın iksiri… Özü… Ve ‘He Man’ yapıyor çocuklarımızı. Gerçekten buna inanıyorum… Daha az hasta oluyorlar, bağışıklık sistemleri çok daha kuvvetli oluyor. Bir de tabii, anne-çocuk arasında müthiş bir bağ kuruluyor. Bu da bir başka mucize. Üç saatte bir, birlikte bir ‘ayin’ yaşıyorsun. İnanılmaz yakınlaşıyorsun. Herkese nasip olmayan bir yakınlaşma bu.

NORMALE DÖNDÜM

Tabii zaman içinde, inek halim geçti. Memelerim de, tekrar, o eski erotik fonksiyonlarına döndü. Ama o dönem, arada bir şalterin attığı da oluyordu. Sevişmeye niyetlenip, kontrolsüz bahçe hortumundan su gelir gibi sütün fışkırdığı zamanlar… Maalesef erkekler, gülüyor mülüyor ama çok da hoşlanmıyorlar. Onlara göre, o memenin sahibi, her zaman onlar. Kendilerini ikinci plana itilmiş gibi hissediyorlar. Neyse, şimdi memelerimin Alya’yla alakası yok. Ben de normal ‘ben’e dönüştüm. Ama emzirmenin müthiş bir şey olduğunu biliyorum. Herkesin de bu muhteşem deneyimi yaşayabilmesini, o zevki tatmasını diliyorum… Son olarak…. Bütün kadınlar…. Memelerimizi, Can Yücel’in dediği gibi hep ‘güle güle’ kullanalım!!!

 

Fotoğraf: Şengül PALLI

Yorum Bırak

three × four =