Bunun adı TERÖR

BÖYLE bir şey olabilir mi?
Bunun adı “spor” olabilir mi?

Biliyorsunuz, Amedspor’un yöneticileri Ankaragücü maçı sonrası saldırıya uğradı.

Öyle böyle değil, demir çubuklu saldırı!

Görüntüler inanılır gibi değil!

İnsan sormadan edemiyor:

Bu neyin vahşetidir?

Amedsporlu bir yönetici 2.5 metreden düşüyor.

3 yöneticinin burnu kırılıyor.

Bir başka yönetici ise beyin sarsıntısı geçiriyor.

Ve biz buna spor diyoruz, futbol diyoruz!

Öyle mi?

Terörün Allah’ı bu!!!

Ama her zamanki gibi, bu ülkede bu vahim olay iki gün konuşulacak, üçüncü gün unutulacak, hiçbir şey olmamış gibi hayat devam edecek…

İNSANLARIN YENİLGİYE TAHAMMÜLÜ YOK

Peki Fenerbahçe maçına ne dersiniz?

İnsanın aklı, havsalası almıyor…

Nasıl olur da Trabzonspor taraftarı sahaya atlar ve herkesin gözü önünde çizgi hakemini dövmeye başlar!?…

Tekme, tokat, yumruk…

Allah ne verdiyse…

Futbolseverler çıldırmış olmalı!

Her iki olayda da dövenler yenilenler…

İnsanların yenilgiye tahammülsüzlüğü tarif edilemez seviyede.

İşin acıklı tarafı, tutuklanan saldırgan O.M., dün çıkarıldığı mahkemede tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ve bir grup Trabzonsporlu tarafından tezahürat ve alkışlarla kahraman gibi karşılandı.

Ne diyeyim…

Futbol kadar başınıza taş düşsün!

ÇAĞLA’NIN BAŞARISI GÜME GİTMESİN

AYNI anda, genç bir kız Çağla Büyükakçay bu ülkede teniste müthiş bir başarıya imza atıyor.

WTA’de (Kadınlar Tenis Birliği) ilk kez final oynayıp şampiyonluk kazanıyor.

Daha önce yok böyle bir başarımız.

Dünyada ilk 100’e girmesi kesinleşmiş bir kadın tenisçi.

Arda’nın futboldaki başarısının bir benzeri.

Ama Arda’yla kıyaslayamazsınız bile.

Çünkü bu ülkede, yer gök futbol!

Futbol dışında hiçbir sporun esamisi okumadığı için, Çağla’nın başarısı da gürültüye gitmeye mahkûm.

Tıpkı voleybolcu, basketbolcu kadın sporcularımızın başarıları gibi.

İki-üç gün haberi yapılıyor, sonra tıssssss.

Ben en azından Çağla’nın hikâyesiyle yakında karşınızda olacağım.

ŞAHANE BİR İYİLİK HAREKETİ

ŞİMDİ size iki şahane kızın hikâyesini anlatacağım.

Biri Nazlı Gül Üçok, diğeri Melis Aslan.

İkisi de Balyoz kumpasıyla haksız, hukuksuz senelerce hapse atılan babaların kızları.

Babaları yüzünden her gün haber takip ederken, tesadüf bu ya, benim Deniz Seki’nin avukatı Naim Karakaya’yla yaptığım röportajı okuyorlar.

O röportajda Karakaya, beni de sarsan bir anekdot anlatmıştı.

Deniz Seki kapatıldığı Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne geldiği ilk günlerde bakıyor ki tuvaletler taşmış, her yer pislik içinde.

Sebebini soruyor.

Diyorlar ki, “Burada kalan kadınların bir kısmı çok yoksul. O kadar ki, ped alacak paraları bile yok. Âdet günlerinde eski yatak çarşaflarını yırtarak ped olarak kullanıyorlar. Sonra da onları gizlemek için tuvalete atıyorlar. O bezler de kanalizasyonu tıkayıp tuvaletleri taşırıyor!”

Bunu duyan Deniz Seki çok üzülüyor.

Her ay belli bir miktarda ped getirterek, mali durumu yeterli olmayan kadın mahkûmlara dağıtıyor.

Bu röportajı okuyan Nazlı ve Melis’in kafalarında bir ampul yanıyor.

Her hafta babalarını hapishaneye ziyarete giderken aynı cezaevi kampusu içerisinde yer alan kadın cezaevindeki kadınlar için bir şeyler yapmaya karar veriyorlar.

Ama biri 16, diğeri 14 yaşında!

Önce harçlıklarıyla ped alıyorlar.

Sonra az geliyor, etraflarındaki insanlardan para topluyorlar.

Bu, böyle böyle devam ediyor.

Her hafta düzenli olarak 1000 ped götürüyorlar.

Sonra bir gün hapishanede görevli sosyal hizmetler uzmanı, “Bu yaptığınız müthiş bir şey! Ama anneleriyle beraber hapishanede kalan bebeklerin durumu annelerinden beter!

O minicik çocuklar, babasız yetiştikleri yetmezmiş gibi bir de burada her şeyden mahrum büyüyorlar.

0-5 yaş arası bebeklerin altları da bizim çarşaflarla bağlanıyor. Bundan sonra onlara uygun çocuk bezi getirirseniz çok iyi olur!” diyor.

Bu sefer iki kafadar, 0-5 yaş çocukları için bez almaya başlıyor. Sonra çocuk şampuanı, pudra, pişik kremi gibi malzemeler götürüyorlar.

Ama hep kendi imkânlarıyla.

İki yıl süren bu macera artık bir dernek çatısı altında sürüyor.

Mağdur Ailelere Yardım Derneği.

Nazlı Üçok şu an 19 yaşında ve derneğin başkanı, Yedi Tepe Üniversitesi’nde okuyor,Melis Aslan hâlâ lise on öğrencisi.

Ben onların çabasına bayıldım!

Ve bu yardımların genişletilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Size de burada çağrıda bulunuyorum. Lütfen bu derneğe destek olun, üye olun, maddi-manevi yardımda bulunun. Ben de bu işin takipçisi olacağım.

Elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışacağım. En azından destek olanları buradan yayınlayacağım.

Çünkü bu iki gencin girişimini olağanüstü buluyorum!

HAMİŞ: Derneğe üye olursanız (www.magder.org.tr) farklı yardımlarda da bulunabiliyorsunuz. Mesela psikologsanız oralara gidip çocuk nasıl yetiştirilir bilgisi verebiliyorsunuz. Hekimseniz kadın ve çocuk hastalıkları anlatabiliyorsunuz. Ya da kuaförlük, hastabakıcılık vs. öğretebiliyorsunuz. Yani aslında bir ucundan tutmak mümkün. Gelin, içerideki zor durumdaki kadınlara yardımcı olalım…

Yorum Bırak

three × three =