AKİF MANAF(1)

Yoga Akademi tarikat değilse, ne?

Bir süredir Yoga Akademi meselesi gündemimizde.

Geçen hafta Zeynep Miraç, Akif Manaf hakkında şikâyette bulunan Akademi’nin eski organizatörlerinden Meltem’le konuştu.

Çok çarpıcı açıklamalar yaptı. Bunun üzerine Manaf’ın ekibinden Elçin E. “Üstadı tanımanızı istiyoruz, lütfen gelip tanışın, dilediğiniz soruları sorun!” diye aradı. Ben de gittim. Akif Manaf’la yaptığım röportajı bu pazar okuyacaksınız. Ama Manaf’la röportaja gitmeden cinsel tacize uğradığını iddia eden bütün kadınlarla konuştum.Doğru soruları sorabileyim diye. Farklı şehirlerden 4 kadın.İzmir, Ankara ve İstanbul. Bu görüşmeler sırasında, kız arkadaşını kurtarmak adına tüm bu operasyonun başlamasına yol açan kilit isme ulaştım. Kendiliğinden elimde bir Yoga Akademisi dosyası oluştu. Ben ilginç buldum, çünkü iş sadece cinsel suçlamalardan ibaret değil.Bugün kilit ismin, cumartesi kadınların, pazar günü de Akif Manaf’ın anlattıklarını okuyacaksınız… Kararı her zamanki gibi siz vereceksiniz…

Akademi Yoga’dan ne münasebetle haberdar oldunuz?

– Kız arkadaşım sayesinde. Orada yoga yapıyordu. İlişkimizin daha birinci ayında, ben bu işte bir tuhaflık olduğunu hissettim.

Nasıl bir tuhaflık?

– Oranın akademi filan değil, resmen tarikat olduğunu fark ettim. Kız arkadaşımın konuşmalarında sürekli bir ötekileştirme vardı, “bizler” ve “sizler”. “Bizler iyiyiz, sizler kötüsünüz. Bizler akıllıyız, sizler aptalsınız. Sizler dünyevi insanlarsınız!” Bir kitap okuyorum mesela, “Niye bunu okuyorsun? Okuyacaksan ‘Üstad’ın kitabını oku”! İlk eşimden çocuklarım var. Ve iyi bir baba olduğumu düşünüyorum. “Onlar senin çocukların değil ki. Bizler kimsenin çocuğu değiliz. Bizler birer bedeniz. Bizler evrenin çocuklarıyız. Seninkilerin de öyle!” türünden laflar. Önce şaka zannettim. İyi eğitimli bir insan, nasıl böyle laflar edebiliyor? Tepki gösterince de, kavga ediyorduk. Bir tek onlar gerçek, geri kalan her şey yalan. Akşamları yatıyoruz, adamın kasetlerini dinliyor, gündüz yoga yapıyor, bitiyor, yine adamın DVD’lerini izliyor, çakra çalışıyor. Her gün kitabını okuyor. Çünkü bunlar empoze edilmiş: “Tekamül edebilmek için, astrala çıkmak için benim dediklerimi yapmak zorundasın!” Hiçbir şekilde onu sorgulama hakkın yok. Çünkü sorgularsan, tekamül edemezsin. Koşulsuz, şartsız teslimiyet isteniyor. E artık… Bu tarikat değilse ne? Baktım gerçekten beyni yıkanmış…

Ne kadar süre Akif Manaf’ın öğrencisi olmuş?

– Toplam üç sene. Ben tanıdığımda zaten iki senedir “içeride”ydi. Fakat şunu söyleyeyim, bu tarikatın içindeki herkes suçlu. Akif Manaf’ı suçlayanlar da suçlu. Çünkü bu adamın bu hale gelmesinde onların da payı var. Büyüttüler onu. Şeyhi, müritleri uçurdu yani. Bu adam aslında soytarının biri, bence amacı böyle bir şey de değildi. Ama bu kadınların ne kadar saf ne kadar kullanılmaya müsait olduklarını gördükçe güçlendi. Sonunda da bu gücü onlara karşı kullandı.

Orada öğrenim görenlerin hepsi mürit mi, yoksa bazı seçilmiş olanlar mı?

– Hepsi mürit ama bir kısmı farkında değil. Başta herkes öğrenci olarak gidiyor. Başta ‘Üstad’ı tanımıyorlar, yoganın faydalarını öğreniyorlar. Gerçekten de faydalı. Ve kendilerini iyi hissediyorlar ve devam ediyorlar. Devam edince, hocanın derslerine ve söyleşilerine katılma hakkını kazanıyorlar. Hocanın 20-30 tane çok yakın müridi var. “Hoca süper, hoca bunu yaptı, onun gibisi yok!” diye pompalayanlar onlar. Yeni katılanları hiç yan yana getirmiyorlar mesela, farklı grupların içine sokuyorlar. Sorgulayamasınlar diye. Bunları duya duya beyinleri yıkanıyor, üstat aşağıya, üstat yukarı. Zaten bu insanlar arayış içinde, bir çıkış yolu, lider, rehber arayan insanlar. Ve üstadın liderliğine inanıyorlar. İnandıkça piramitte yükseliyorlar. Yükseldikçe daha da batıyorlar.

Tarikat olduğunu söylüyorsunuz ama hangi kanıtlarla?

1- Kendisinin seçilmiş insan olduğunu söylüyor.

2- Kendisini olmadığı gibi tanıtıyor.

3- Cinsel istismarda bulunuyor.

4- Kendileriyle cinsel olarak birlikte olurlarsa, pelvis çakralarının açılacağını söylüyor.

5- Gücünü ve unvanlarını müritlerine istediklerini yaptırmak için kullanıyor. Ama hiçbir söylediği birbirini tutmuyor, unvanları da sahte. Ne profesör ne doktor. Üniversite mezunu bile değil.

Kız arkadaşım makineye dönmüştü

Kız arkadaşım makineye dönüşmüştü. Ailesinden kopmuştu. Çocuk sevgisi yok olmuştu. Evimdeki köpeği bile istemiyordu. Çünkü adam diyor ki, “Kendinizi bulmanız için herkesten uzaklaşmanız lazım!” Seni izole ediyor. Herkesi sevdiklerinden koparıyor ki, aklını çelebilecek birileri olmasın. Biz de defalarca ayrıldık, barıştık. Ama onu o kadar çok seviyorum ki, yardım etmek istedim, “Ben bu adama yenilmeyeceğim, sevgilimi teslim etmeyeceğim” diye mücadeleye başladım.

AKIF-MANAF-8

CİNSELLİKTEN DAHA FAZLASI

Her şeyi elden alıyor. “Nakit verin” diyor. Herkesten kâğıt alıyor, “Ben buraya gönül rızasıyla geldim. Hiçbir şey ödemedim” diye. Bu yaşananlar toplumsal bir trajedi. Ve sadece cinsellikle ilgili bir mesele değil. Bu adam dese ki, “Git şunu öldür, sen tekamül edeceksin, git bıçakla, oraya bomba at!” müritleri bunları yapabilecek kapasitede. Çünkü beyinleri yıkanmış…

Birinin bu rezalete dur demesi gerekiyordu

Sizce Manaf’ın ulaşmak istediği nihai hedef ne? Para mı, güç mü, seks mi?

– Başlangıçta bir hedefi olduğunu zannetmiyorum. Para kazanmak için Türkiye’ye gelmiş. Sıradan, normal bir yoga hocasıyken, öğrencilerin saflığını, koyunluğunu keşfedince sömürmeye başlamış. Bence amacı var olmakmış, ama parayı ve gücü bulunca, egosu iyice şişmiş, her şeyi kendi zevkleri için kullanmaya başlamış. Kadınların ona olan teslimiyetini de kullanmış. Bu adam deli gibi para kazanıyor. Her bayram, festival yapıyor. “Bayramları ailenizle geçirmeyin!” diyor. İnsanların aileleriyle ilişkilerini koparıyor. Buna itiraz eden kocalar için de, “Boşanın, onlar sizin kötülüğünüzü istiyor!” diyor.

Siz bu kadınları hipnozla etkisiz hale getirip cinsel istismarda bulunduğuna inanıyor musunuz?

– Evet, inanıyorum. Bu adam diyor ki, “Kitaplarımı okuyun, DVD’lerimi seyredin ve Yoga Nidra yapın!” Uyumadan önce onun sesini ve talimatların dinleyerek uyuyorlar. Ve beyinleri şartlanıyor. Bakın rüyalarında bile hep bu adamı görüyorlar. Gün boyu adamla meşguller çünkü. Adam diyor ki, “Ben sizin rüyalarınıza geleceğim!” ve geliyor… Cinsel istismara gelince, yoga rahatlatıcı bir şey. Bir nefes çalışması yapıyorsunuz, öyle bir çalışma ki, oksijen dengeniz bozuluyor. İnanılmaz gevşiyorsunuz. Belli şekiller var, hep o şekillere odaklanıyorsunuz. Derin gevşemede de kendinizi tamamen bırakıyorsunuz, işte o cinsel telkinleri de o zaman yapıyor. Zaten ruhsal olarak mutsuz insanlar gidiyor. Kırgın ve yaralı kadınlar. Erkeklerin hırpaladığı kadınlar. Biri bana dedi ki “Ben iki sene önce böyle şeylerden şüphelenmiştim!” “Eee?” dedim “Niye ayrılmadın?” “Gidecek yerim yoktu, ondan” dedi. Böyle bir boşluk içinde bu insanlar…

Peki siz kız arkadaşınıza bunları anlatmadınız mı?

– Anlatmaz mıyım? Ama hep kavga çıktı. Sonunda dedim ki, “Farklı bir yöntem bulmalıyım!” Ben de onunla birlikte derse gitmeye başladım. Ama adam sevgili olduğumuzu bilmedi. Kız arkadaşım da söylemedi. Ben gün geçtikçe kız arkadaşıma yavaş yavaş farklı kanıtlar sunmaya başladım. Bu en son olaylar patlayınca, bizim ki de iyice uyandı.

Cinsel tacizde bulunduğu ya da tecavüz ettiği kanıtlanabilir mi?

– Böyle görüntüler yok. Ama bilgisayarından bir takım başka şeyler çıktı. Bazı öğrencileri kendisine çıplak videolar göndermiş, mastürbasyon yaparken çekiyorlar kendilerini.

Siz nereden biliyorsunuz bunları?

– Çünkü bunu iş edindim. Bakanlıktan üst düzey insanları aradım, emniyeti aradım. Birinin bütün bu olan biten rezilliğe dur demesi gerekiyordu. Kadınları konuşmaya ikna ettim.

İyi de 600 kadın, bu adamı alkışlıyorlar, bedenlerine onun ismini kazıtıyorlar, müthiş bir hayranlık… Resmen tapınma… Zorla bir şey yaptırıldığına dair bir belirti de yok. O zaman bu durumu nasıl açıklıyorsunuz? “Gönüllü verici” gibi duruyorlar?

– Zorla beraber olduğu insanlar var. Ama evet baktığınız zaman, zorlama olmayan, ona teslim olanlar da var. İki tane kız var ki, maalesef ailelerinden dolayı konuşamıyorlar. Bir tanesi daha yeni 18’sine bastı. “Odasına çağırdı beni” diyor. “Biraz sohbet ettik, sonra bana sarıldı. Farklı bir sarılmaydı. Sonra cinsel organını bana sürtmeye başladı. Yanlış anlıyorum galiba dedim. Sonra beni öpmeye çalıştı. O zaman ittim! Bu sefer bağırmaya başladı. Sen ‘Üstad’a karşı gelemezsin, ben burada sana yardımcı olmaya çalışıyorum. Dışarıdakiler de duyacak şekilde bağırıyordu. Sindim. Dışarı çıkmaya korktum. Çıksam müritleri saldıracaktı!” Küçücük bir kız bunları anlatan. Ama tabii bir kısmı da gönüllü. Adamın hakikaten enerji vereceğini, tekamülünü hızlandıracağına inanıyor. Bu adam yalancı bir sahtekâr, insanları da böyle kandırıyor…

İyi de insanlar da kanıyor! Kadınlar arasında da yarış var, kim sahip olacak üstada diye…

– Evet. Ayakkabısını, galoşunu giydirmek için sıraya girenler, daha neler neler…

Peki bu tarikatın amacı ne? Dünyayı ele geçirmek mi?

– Milyonlarca dolar serveti olduğu düşünülüyor. Kadınlar kölesi olmuş vaziyette. Onlara her şeyini yaptırıyor. İnanılmaz bir itibarı var, o küçük yapıda. Kim böyle bir güce erişmek istemez?

Bu kadar büyük paraları nasıl kazandı?

– Festivallerine 600 kişi katılıyor, ders parası 800 lira, etti mi 480 bin lira. Artı geceleme parası. 100 liraya anlaşıyor, 300 liraya satıyor. Ve bu, sadece bir festival. Bütün paraları da elden alıyor. Ama o ısrar ediyor, “Benim parayla ilişkim yok!” diye. Bütün hesaplarını annesinin hesabında tutuyor. Annesinin hesabından kendisine aktarıyor. Daha birkaç gün önce yurtdışına gönderilmiş 1 milyon dolarlık havalesi var…

İNTİKAMDAN ÇOK SUÇLULUK DUYGUSU

Sizce bu hikâyede kadın intikamı yok mu? 10 yıllık sevgilin ama “Kimse kimsenin sahibi değil. Evrensel sevgi mevgi” ayağına başkalarıyla yatıyor, sen on yıl boyunca adamın hiçbir şeyi olamıyorsun, evinde bir dolabın bile yok…

– Hayır, bence intikamdan çok suçluluk duygusu. “Bu kadar insanların kullanılmasında, taciz edilmesinde benim de payım var” duygusuyla polise gitti.

AKIF-MANAF-9AĞLAMAKTAN KONUŞAMIYORLARDI

Onun en güvendiği iki organizatör ayrılınca bir toplantı yaptılar. Ben de katıldım. Bir sürü tacize uğramış kız vardı. Hallerini gördüm. Konuşamıyorlardı ağlamaktan. Nasıl utanıyorlar biliyor musunuz. Biz nasıl yaptık, nasıl aldandık, nasıl kendimizi kullandırdık diye. Herkes perişan. Anneler babalar çaresiz. Çoğunun da merkezi var, maddi olarak adama bağlanmışlar. Kontratları var. O kontratlardan nasıl çıkarız diyorlardı. Hala bunu düşünüyorlardı. Ben dedim ki “Siz şaka mısınız, bu adamın bunun bedelini ödemesi lazım!” Dediler ki,“Sen bilmiyorsun, biz de suça ortak olduk. İnsanları azmettirdik. Bu adam için başka insanları kandırdık!” Evet, hepsi suçlu. Hem adamdan korkuyorlar hem kanundan. “Kontratları fes edelim, çıkalım gidelim”diyorlar. “Olur mu bu kadar insan var içeride. Onları kurtarın”dedim, “Yapmak zorundasınız!” Sonunda onları ikna ettim. Bütün bu olan biteni, üst düzey bir bürokratla paylaştım. O, emniyetten biriyle konuştu. Meğer hakkında defalarca şikayette bulunulmuş. Ama her defasında 50 kişi lehine şahitlik yapınca, yırtmış. Sonunda 13 kişi savcılığa gitti. Cinsel tacizden 4 şikayet vardı, “Bana yalancı şahitlik yaptırdı” diyen de vardı, onu dolandırıcılıkla suçlayan da…

O, evrenin efendisi olduğuna inanıyor

Evet, yine Yoga Akademi.

Bir süredir Akif Manaf ve Yoga Akademi üzerine yazıyor, çiziyor, konuşuyoruz. Bu konuda en çok üzüldüğüm şey, yoga gibi gerçekten herkese faydası olabilecek mucizevi bir şeyin bu işe alet edilmiş olması. Yazık. Ama bende ters etki yarattı, pilates’çiydim artık yoga da öğrenmek istiyorum; çünkü bu haberi hazırlarken sağlık sorunu olan her yaştan insanla konuştum. Bu iş, başka amaçlara alet edilmeden doğru düzgün yapıldığında on numara. Perşembe günü, bu konunun ortaya çıkmasına yol açan kilit ismin anlattıklarını okudunuz. Bugün sıra kadınların görüşünde… Onları temsilen Özge’yle yaptığım röportajı yayımlıyorum. Özge de savcılığa suç duyurusunda bulunanlardan biri… Anlattıkları, Yoga Akademi’de neler olup bittiğini daha içeriden anlamamıza yardımcı oluyor. Yarın da Akif Manaf’ı okuyacaksınız…

 

Siz ne yaşadınız? Yaşadıklarınızı nasıl anlatırsınız?

-Spiritüel bir arayış içindeydim. Bugüne kadar da pek çok eğitim aldım. Ama çoğu  ya Hinduizm ya  Budizm yönlendirmesiydi. Bu sefer yogayı, sadece yoga olarak yapmak istedim…

Ve Yoga Akademi’ye girdiniz…

-Evet. Akif Manaf’ın profesör unvanı, eşofmanlı hali,  içinde bilimsel bilgiler olan kitapları güven verdi.  Ayrıca ezoterik ve mistik öğretilerde yer alan genel doğrulardan söz ediyordu. Belli bir entelektüel seviyesi vardı. Doktora gittiğinizde de duvardaki diplomayı sorgulamazsınız. Profesör yazıyorsa güvenirsiniz, ameliyat bile olursunuz. Benimki de o hesap.

Bir tarikata ya da kült bir oluşuma giriyormuş duygusuna kapılmadınız yani…

-Hayır asla! Kimsenin, “Ben bir tarikata giriyorum!” diyerek girdiğini de sanmıyorum. Zamanla, yavaş yavaş, doz doz, farkına varmadan, bir bakmışsınız, siz de aslında bir tarikatın içindesiniz. Söz konusu kişi bilgili biri, aksi takdirde bu kadar insanı bir araya toplayamazdı. Saf olduğumuz doğru ama tabii ki salaklar ordusu değiliz. Temel doğruları, iyi amaçlar için kullanmak mümkün, kendi menfaatleriniz için art niyetli olarak kullanmak da. Akif Manaf ikinci şıkkı tercih etti.

Ve siz bunu fark edemediniz…

-Edemezsiniz ki… Bir insanın beyninin içindekileri bilemezsiniz ki. O bir üstat ve siz ona inanıyorsunuz, teslim oluyorsunuz. Bizim Türk öğretilerimizde de bir guru, bir mürşit, bir usta vardır. Sufizmde de vardır, tasavvufta da. Yunus Emre de, hocası istediği için 40 sene odun taşımıştır. Bütün mistik öğretilerde ustaya teslimiyet vardır, onu eleştirmek de spiritüel intihar demektir.

Bu, size yadırgatıcı gelmiyor mu?

-Hayır. Bir anlamda doğru da. Çünkü siz tekâmül etme amacıyla içsel yolculuğa giriyorsanız, o içsel yolculukta size rehberlik edecek ustanızı, hocanızı sürekli sorgulayıp eleştiriyorsanız, akışta olamazsınız, meditasyon yapamazsınız. Meditasyon, denizde sırtüstü yatmak gibidir. Kendinizi suya teslim etmek gibidir. O kişiye güven duymanız gerekir. Sürekli sorgularsanız eğitim alamazsınız, ilerleyemezsiniz. O yüzden de ben, gittiğim yerlerde aradığımı bulamadığım için bu insana teslim oldum.  Onu aşmış biri olarak kabul ettim. Aşmış insanların, normal sokakta gördüğünüz insanlar gibi olmasını bekleyemezsiniz. Yine tüm öğretilerde, maddi yaşamın, aslında rüya ya da illüzyon olduğu söylenir. Dolayısıyla da toplumsal değer yargılarımız, zihinsel kalıplarımız, bütün bunların hepsi görecelidir. Zamana, mekâna göre değişir. Üstat olan kişi de, zaten tüm bunların ötesine geçmiş ve rüyadan aslında uyanmış biridir. Haliyle ben Akif Manaf’ın bazı yorumlarını, bazı davranışlarını normal karşılıyordum. Çünkü o üstattı… Hani herkes, “Siz geri zekâlı mısınız? Niye inandınız! Hiç mi hissetmediniz, hiç mi uyanmadınız!” diyor ya, ondan anlatıyorum bunları. Bazen ters cevaplar verirdi. Yaptığımız yorum şu olurdu: “Üstat aslında bize kızmıyor. Bizi egomuzla, kirli zihnimizle yüzleştiriyor, bize ayna oluyor!”

Bize “Akışa bırakın” diyor, kendisi bireysel emeklilik yaptırmış

Akif Manaf sizce ne? Bir tarikat lideri mi?

-Evet. Şimdi anlıyorum ki, o tarikat lideri olmak üzere yetiştirilmiş biri. Ama aynı zamanda psikolojik yönden çok hasta bir insan. Narsist bir psikopat. O, evrenin efendisi olduğuna inanıyor.

Toplam kaç sene onunla birlikte çalıştınız?

-Dört.

Dört sene nasıl ayılamadınız da, bu son bir ayda ayıldınız?

-Bakın, öyle bir kişilik yapısından söz ediyoruz ki, kendi söylediği yalanlara önce o inanıyor. Bilgisiyle sizi de inandırıyor. Kafanız, “Dur, bir kontrol edeyim. Acaba gerçekten profesör mü?” diye çalışmıyor. Bir de her öğrenci aslında puzzle’ın bir parçasını görebiliyor…

Nasıl yani?

-Hoca, her zaman bir sis perdesi arkasında. İnsanlarla yakın temasta değil. Kendini özellikle uzak tutuyor. Mesela festivallerde, sadece ders sırasında gelir. Michael Jackson dumanların arkasından çıkıp gelir ya, öyle işte. Sizi kendine pek yaklaştırmıyor. Yemeğini bizim yanımızda yemiyor. Özel yaşamı tamamen sır. Kitaplarını okuyorsunuz sadece. Bir insanın bu kadar sahtekâr olabileceğine de ihtimal vermiyorsunuz. Ayrılan 250-300 eğitmenle konuştuğunuzda hepsi size, zaman içinde belli şeylerden rahatsız olduğunu anlatacak. Herkesin kafasında bazı soru işaretleri oluşmuş ama kimse onun bu kadar kötü olabileceğine ihtimal vermediği için üzerine fazla gitmemiş. Ama ne zaman ki Akif Manaf’ın çok yakınında olan Meltem yanından ayrıldı, bu hepimiz için çok ciddi bir kırılma noktası oldu. Çünkü neredeyse günde 20 saatini bu adamın yanında geçiren ve Yoga Akademi için çok özverili çalışmış biri gitti. Giderken de bizimle birtakım bilgiler paylaştı. Kitaplarının tamamen İngilizce kaynaklardan çeviri olduğunu mesela. Kitaplarındaki duruşları aslında kendisinin yapamadığı, bize gösterdiği fotoğrafların hepsinin fotoshop’la o hale getirildiği… “Çok özel güçlere ve enerjiye sahibim, insanlara şifa dağıtırım ve hasta olmam” diyen üstadın 2010’da fıtık ameliyatı olduğunu… Bizlere, “Kendinizi akışa bırakın, kuşlar gibi olun, kendinizi evrene teslim edin” diyen adamın “Yarın bana ne olacak diye Anadolu Hayat’ta bireysel emeklilik yaptırmış” olması…

Komikmiş bu…

-Evet ama bizim büyük resmi görmemizi sağladı. Onun dışında da bir sürü şey var. Söyleşilerde sanki o anda rastgele gelen bir soruya verdiği cevabı aslında bir ay boyunca çalıştığını öğrendik. O sorunun kimin tarafından sorulacağının bile belli olduğunu… Meğer böyle tezgâhlar varmış. Ucuz sihirbazların ucuz göz boyama numaraları vardır ya, öyle. Biz de yemişiz!

Cinsel saldırı ve tacizle suçlanan, Yoga Akademi kurucusu Akif Manaf

‘Cinsel kimliği yok’ dendi

Sizin hiç mi suçunuz yok?

-Samimiyetle söylüyorum, ilk andan itibaren o kadar saf ve o kadar iyi niyetle yogaya âşık oldum ve yoga adına bir şeyler yapmak istedim ki, bu olayın hiçbir noktasında kendimi suçlu görmüyorum. Yoga Akademi’de çalışan arkadaşlarımı da suçlu görmüyorum. Ben bizleri kandırılmış insanlar olarak görüyorum.

Milyonlarca doları olduğu doğru mu?

-Mülklerinin 4-5 milyon dolar olduğu söyleniyor. Çok çok iyi para kazandığını biliyoruz. Çünkü bizler, Akif Manaf’a öğrenci yönlendiren acenteler gibi çalışıyorduk. Onun festivallerine, eğitimlerine öğrenci gönderen bürolar gibiydik. Dolayısıyla gelen para aynen ona akardı. Gelen parayı da elden alırdı.

Ortalıkta pornografik hikâyeler anlatılıyor. Ama müthiş de bir hayranlık var… Kadınların belli bir bölümü kendileri istediği için onunla birlikte olmuyor muydu?

-Buradaki mesele, istemek ya da istememek değil. Sahte bir üstat kimliği yaratılıyor. Bize de deniyor ki, “Bu adam bir enerji topu. Cinsel kimliği yok. Onun sizinle paylaştığı şey de, hiçbir şekilde cinsellik değil. Tamamen bir fedakârlık ve enerji aktarımı…”

El veriyor gibi enerji veriyor yani…

-Aynen.

Buna kim inanır, adam sevişiyor basbayağı. Neden bu başka türlü algılansın ki?

-Tabii ki bu oluşum içinde değilseniz, inanmazsınız. Ama içindeyseniz durum farklı. Zaten bunu herkese yapmıyordu. Belli deneyimler yaşamış insanlara yaklaşıyordu. Olay tabii ki tamamen bir kandırmaca ve o iyi niyetli insanların suiistimal edilmesi. Bir jinekoloğa gidersiniz, kendinizi ona teslim edersiniz ya, onun gibi bir şey…

Evet ama jinekolog sizinle sevişmeye başlamıyor…

-Bunlar olmuş. Burada ciddi bir kandırmaca söz konusu. Her gün onun CD’leriyle çalışma mecburiyetiniz var. Uykuya geçerken de o Nidra CD’leriyle uyuyorsunuz. Hep onun sesini duyuyorsunuz. Bunu düzenli yaptığınızda, çok kolaylıkla o kişinin söylediklerini doğru kabul edip, etki alanına girebiliyorsunuz…

Sizce ne kadar tehlikeli?

-Hem çok zavallı hem de çok tehlikeli. Şu anda zavallı; çünkü bütün gücünü kaybetti. Ama eğer eline fırsat geçerse ve o güce tekrar sahip olursa, yapamayacağı hiçbir kötülük yok. Kendini evrenin efendisi olarak görüyor, şaka değil öyle, kendini Hz. İsa, Hz. Muhammed ve Brahma’yla özdeşleştiriyor. Pek çok sohbetinde, ses kayıtlarında var bu…

Peki gerçekten bu kadar çok cinsel taciz olayı var mı?

-Tabii ki sayıyı bilmeniz mümkün değil ama yavaş yavaş şikâyette bulunan kadın sayısı artıyor. Fakat şöyle de bir şey var: Yoga Akademi’ye devam etmiş herkes şu an bir şekilde zan altında. Aileleriyle, eşleriyle sorun yaşıyorlar. Sokağa çıkmaya utananlar var. Oysa, onlar kötü bir şey yapmadı. Utanması gereken tek kişi Akif Manaf.

AKIF-MAFA-26-1Biz dışarıdan bakınca aptal gibi görünüyoruz ama öyle değiliz. Zeki insanlarız. Peki niye mi böyle bir oluşumun içindeydik? Çünkü rahat bir yaşam standardı peşinde değildik. Ye-iç-yat-evlen-çocuğun olsun-işe gir-şunu yap-bunu yap, bu kısır döngüsünün manasızlığını gördük. Tüketici olmayan, alışverişle tatminin dışında bir şeyler arayan insanlardık. Yaşamda başka bir anlam olması gerektiğini düşünüyorduk. Yoga Akademi’de bir amaç edinmiştik. İnsanlığa hizmet etmek, insanların gerçek benliğine kavuşmasına yardımcı olmak ve koşulsuz sevgiyi yaymak. Bu uğurda hepimiz deli gibi çalıştık. Bedavaya çalıştık. Günde 20 saat çalıştık ve “Biz ne yapıyoruz” diye sorgulamadık…

Amerika’daki eğitmenlerden biri hocaya, “Ben bedenimden ayrıldım, astral seyahate çıktım, uçtum, kaçtım. Bir kürenin içine girdim, havalandım. Orada siz bana enerji getirdiniz. Bunlar gerçek miydi? Hocam bunu siz mi yaptınız?”  diye bir mail gönderiyor. Hoca da üzerine atlıyor, “Evet, bendim” diye. Amerika’daki eğitmenden cevap geliyor: “Ben bunların hepsini sallamıştım. Siz üstat filan değil, palavracının tekisiniz!” diyor. Bu çocuk hemen eğitmenlikten atıldı. Bize de dendi ki: “Sakın ha bu adamla görüşmeyin, Facebook’tan, Twitter’dan silin!” Bu eğitmen Amerika’daydı, Türkiye’de hoca aleyhinde konuşanlar hemen hedef haline getiriyor. Başarısız olmaları için her şey yapılıyor. Hatta yalancı şahitliklerle, bu kişi iş yapamaz hale getiriliyor. Maliye’ye şikayet ediliyor, vergi kaçakçısı deniliyor. Aklınıza ne geliyorsa artık…

Yorum Bırak

seventeen + 17 =